6 yıldır çalışma hayatının içindeyim; ilk 5 yıldan fazlası İstanbul’da iki farklı şirkette çalıştım ve 10 aydır Münih’te çalışıyorum. Almanya’da iş hayatı nasıl, gittin memnun musun, Almanya’da neler iyi, Türkiye’de neleri özlüyorsun gibi çevremden sorular geliyor; o yüzden Almanya’da çalışmak ve Türkiye’de çalışmak arasındaki bana göre temel farkları ve hangisinde neleri daha iyi bulduğumu bu yazıda toparlamaya çalıştım.

Türkiye veya Almanya’daki şirketleri tek tek gezip incelemişliğim yoktur, dediğim gibi yalnızca kendi gördüklerim ve bildiklerimi kendi fikirlerimi katarak yazdım. Önce Almanya’nın daha iyi olduğunu düşündüğüm konularla başlıyorum.

ALMANYA BÜYÜKTÜR TÜRKİYE

1. Yıllık izin

Benim gibi gezmeyi seven ve Türkiye’deki yıllık izinlerin aşırı az olduğunu düşünenler için Almanya’da çalışmanın en iyi yanı yıllık izin konusu oluyor. Kendimden kıyaslarsam; Türkiye’de ilk yıl izin yoktu, yıl dolduğunda 14 gün hak ediyordum. Sonra diyelim ki yılı doldurmadan 11 ay sonra işten çıktım, haydi güle güle. Halbuki yılın bitmesini beklemeden o sürede de izin hak etmiş olmam lazımdı. İkinci şirketim ‘aylık kazanım’ mantığıyla bu konuda daha iyiydi ama sonuçta sadece 14 gün olması acı gerçeği aynı. Şirkette beş yılı doldurunca izin hakkı 21 ve on yılı doldurunca 26 güne çıkıyordu ama aynı şirkette bu kadar kalabilen kaç kişi oluyor emin değilim.

Bir de ‘cumartesi günlerinin sayılması’ kafası var ki çalışana yapılan en büyük haksızlık bence. Bir hafta izin alıyorsunuz, çalışıp para kazanırken 5 gündü ama izin harcarken 6 gün gitti, matematiğin şirinlikleri işte.

almanya'da çalışmak

Münih Oktoberfest

Resmi tatillere bakarsak yılda 15 gün civarı var, fena görünmüyor. Ama hafta sonuna gelip kaynayanlar sebebiyle 10 tatil gününü bile bulamıyoruz. Toplamda en iyi ihtimalle 14 + 10 = 24 günümüz oldu.

Şimdi Almanya’ya bakalım. Yıllık izinler şirket bazında değişmekle birlikte genelde 25 – 30 gün arasında oluyor, benim şu anki şirketimde 27 gün. Aylık kazanım mantığıyla girdiğiniz andan itibaren izin hak ediyorsunuz. Cumartesilerin sayılması saçmalığı ise yok.

Almanya’nın tamamındaki resmi tatillere ek olarak, bölge/eyalet bazında tatiller de olabiliyor. Münih’in bulunduğu Bavyera eyaleti bu konuda şanslı yerlerden ve hepsini toplayınca 13-14 gün civarı resmi tatil var. Ayrıca, bizdeki gibi “tatil 23 Nisan, artık şansına hangi güne denk gelirse” yerine “Haziran’ın ikinci perşembesi” gibi her durumda çalışma gününe denk gelip kaynama ihtimallerinin olmadığı tatiller fazlaca bulunuyor. 1 Ocak, 1 Mayıs gibi günü kesin olup hafta sonuna denk gelenler elbette var, ama mesela paskalya tatili her zaman cuma ve takip eden pazartesi. Sanki birisi özellikle 4 günlük tatil yaptıralım demiş gibi :) Tek kötü olan, Kurban Bayramı gibi tamamı hafta içine geldiğinde 9 günlük tatil şeklinde ortalığı şenlendiren blok halinde tatillerin Almanya’da olmaması.

Sonuç olarak baktığımızda, Almanya’da yıllık iznin Türkiye’dekinin iki katı civarında olmasının yanı sıra daha fazla resmi tatil günü bulunuyor.

münih rehberi

Münih İngiliz Bahçesi

2. Euro ile kazanmak

Türk lirası gibi her an sallantıda olan ve sürekli yükselen döviz kurları nedeniyle durduğunuz yerde alım gücü olarak geriye gitmenize neden olabilecek bir para birimiyle maaş almak her zaman keyifli olmayabiliyor. Örneğin; ortalama 2000 Euro tutacak bir Avrupa gezisine gitmek istiyorsunuz ve bir bakıyorsunuz Euro 10 kuruş artmış. Hiç hesapta yokken durduk yere 200 TL fazla ödemiş oluyorsunuz. “2000 Euro verebilen adama 200 TL koymaz” diye düşünenler olabilir, ben bu fikre katılmıyorum. Burada bence önemli olan, yalnızca kullandığımız para biriminden dolayı ‘yok yere’ cebimizden bir anda fazladan para çıkıyor olması.

Euro ile maaş alınca ise böyle bir derdiniz yok, zaten enflasyonu olmayan bir ülkede yaşadığınız için Türk lirasının aksine paranız durduğu yerde ‘erimiyor’. Bu yüzden birikiminiz olunca değer kaybetmemesi için ev mi alsam yoksa altına mı yatırsam  gibi panikler yaşamıyorsunuz.

Elbette “Burada 1 Lira alıyorsan orada 1 Euro alıyorsun” lafı çok büyük bir şehir efsanesi, böyle bir iş bulan bana da haber versin :) Ama, gelirinizden küçük bir miktar biriktirebilirseniz, sonra mesela o miktarı Türk lirasına çevirip Türkiye’de harcadığınızda baya kazançlı çıkıyorsunuz. Yani “Euro ile kazanıp TL ile harcamak” olayını başarabilirseniz kralsınız. Ben yapmıyorum tabii, yapan arkadaşlar öyle söylüyor (tepki oluşmasın :) )

münih'te yaşam

Münih Isar Nehri

3. Çalışma saatleri ve fazla mesai olmaması

Türkiye’de okul yıllarından itibaren çok büyük bir rekabete giriyoruz; dershane, test, sınav derken sürekli ‘rakiplerimizden’ daha fazla çalışmamız gerekiyor. Bu alışkanlığımız ve yaşama şeklimizi çalışma hayatına başladığımızda yanımıza alıp, çalışma arkadaşlarımızdan en az birisi fazla mesai yaptığında biz de kendimizi aynısını veya fazlasını yapmak zorunda hissediyoruz. Ya da çalıştığımız şirket zaten bu kafadaki insanları işe aldığı için başladığımız günden itibaren köle misali sürekli çalışmamızı bekliyor bizden. En azından benim için öyle olmuştu; ben biraz ‘işimi hayatımdaki en önemli noktaya koymayı’ reddetsem de çevremde yıllık izinlerini kullanmayan, kullanmak istediğinde izin verilmemesine ses çıkarmayan, her akşam 8’den önce ofisten çıkmayan, hafta sonları ofise gidip fazla mesai yapan, her konuya hakim olmak için 7/24 akıllı telefondan maillerini takip eden ve nerede olursa olsun bu maillere cevap yetiştiren bir sürü insan tanıyorum. Sizin de böyle bir hayatınız varsa adınıza üzüldüm, ama Türkiye şartları sizi (bizi) bu hale getirdiği için söylenecek bir şey yok.

münih'te çalışmak

Münih Nymphenburg Sarayı

Almanya’ya bakarsak, İsveç gibi “günde 6 saat çalışalım” seviyesine henüz gelmemiş olsalar bile istisnalar dışında fazla mesai gibi bir kavram yok. Örneğin benim çalıştığım şirkette esnek çalışma saatleri var, genel olarak herkes saat 10’a doğru geliyor ve 6 dedin mi şirkette kimse kalmıyor. Hatta cuma günleri insanlar 4 gibi yavaş yavaş kaçmaya başlıyorlar. Sonuçta, kart okutma ve kart saatlerine göre İnsan Kaynakları gibi bazı bölümler veya müdürünüz tarafından ‘bakalım ofiste en az 8 saat geçirmiş mi’ şeklinde bir kontrol edilme sistemi yok. Olan şirketler vardır bilmiyorum, ama her gün saat 5 civarı metrolar en kalabalık olduğuna ve süpermarket kasalarında kuyruklar oluşmaya başladığına göre fazla mesai yapanların pek fazla olduğunu sanmıyorum.

Fazla mesai yapmayıp çalıştığınız yerden 5 – 6 gibi çıkabilmenizin bence yaşam kalitesi açısından en önemli farkı, yapmak istediğiniz her şeyi hafta sonuna sıkıştırmak zorunda olmamanız. Çünkü, trafikte filan da vakit kaybetmediğiniz için hafta içi işten çıktığınızda hobilerinize vakit ayırmak, spor yapmak, sevgiliniz/eşinizle vakit geçirmek, arkadaşlarınızla buluşmak gibi bir çok şey için vaktiniz ve enerjiniz kalmış oluyor.

almanya'da çalışmak

Festivalleri bitmeyen Münih’te Bahar Festivali

TÜRKİYE BÜYÜKTÜR ALMANYA

Peki Türkiye’de her şey mi kötü? Elbette hayır, şimdi madalyonun öteki tarafını çevirip Türkiye’deki iş hayatında daha iyi bulduğum şeylere bakalım. Tabii ben tercihimi Almanya’dan yana kullandığım için yukarıda anlattığım Almanya’nın daha iyi olduğu konular şimdi sayacağım Türkiye faydalarına göre bende daha ağır bastı.

1. Arkadaşlık ilişkileri

Son zamanlarda yükselen bir alan olan bilişim sektöründe çalıştığım için mi yoksa sadece öyle mi denk geldi bilmiyorum, Türkiye’deki her iki şirketimde de kendi yaşıtlarımla çalıştım ve bulunduğum bölümlerin yaş ortalaması hep 30’un altındaydı. Dolayısıyla öğle yemeğine birlikte gidecek, sıkılınca çaya çıkıp laflayacak, iş çıkışları ve hafta sonlarında birlikte bir şeyler yapacak iş arkadaşlarım oldu hep. Birlikte geyik döndürülen whatsapp grupları, gece dışarı çıkıp eğlenmeler gibi hiç de ‘profesyonel’ olmayan bir çok şeyi birlikte yaptık. Münih’teki şirketimde ise, birlikte çalıştığım insanların yine bir kısmı genç olsa bile, “birlikte bir şeyler yapalım” durumu yok. Yılda bir iki kez birlikte yapılan etkinliklere ‘team building event’ deniyor, adından da anlaşılacağı üzere “biz birlikte çalışıyoruz ve birbirimizle iyi anlaşıyoruz” diye yapılan, tamamen iş hayatının sosyal gereksinimlerini yerine getirme amaçlı ve bazı yönetici kişiler tarafından ‘checklistte yapıldı olarak işaretlenmesi gereken’ yapmacık bir şey.

Kimsenin kimsede telefon numarası bile yok. İş telefonu verilen pozisyonlarda haberleşme anca iş telefonundan ve yalnızca gerekli durumlarda oluyor. Örneğin o gün işe geç kalacaksan yanında oturan kişiye SMS atıp durumu haber vermek gibi durumlar için. Seneler sonra ilk defa SMS yazmaya başladım valla Münih’e geldiğimden beri :)

almanya'da yaşam

Füssen Neuschwanstein Şatosu

Belki bir kültür, belki de herkesin farklı ülkelerden gelmesi nedeniyle arada dil bariyerinin olması buna sebep. Aslında bence ikisi birden. Ve insanların özel hayatları ile iş hayatlarını kesin çizgilerle ayırması da etkili, örneğin iş arkadaşınız size tatile gideceğini söylüyorsa ve boş bulunup “Aa kiminle?” derseniz hoş karşılanmaz, demeyin. Siz onun iş arkadaşısınız ve tatile kiminle gideceği gibi özel hayatı ilgili bir soruyu sormak haddiniz değil. Türkiye’de ise benim iş arkadaşlarım tarafından “Evlisin ve yalnız başına tatile mi gidiyorsun?” diye sorguya çekilmişliğim vardır. Yani sorup öğrenme kısmını geçip üstüne yargılamak bile normal bizde :)

Böyle yani. Sonuçta öğle yemekleri veya çay kahve molası yapılmak istenen zamanlar sıkıcı olabiliyor. Doğum günüm olduğunda herkes kutlu olsun diye benimle tokalaştığında olayın ciddiyetini anlamıştım, halbuki İstanbul’daki ofisimde olsam tüm arkadaşlarımla sarılıp kucaklaşırdım ve üstüne akşam birlikte kop-kopa çıkardık :( Bu arada doğum gününde herkes kendi pastasını kendi alıyor; sürpriz gelen pasta, mum üfleme, dilek dileme filan yok. Ne şeker değil mi?

almanya'da çalışmak

Almanya Meersburg

2. Öğle yemeğine para vermek

Benim Türkiye’deki ilk şirketimin yemekhanesi vardı, ikincide ise yemek kartına her ay belirli bir tutar yüklüyorlardı. Bildiğim kadarıyla Türkiye’deki genel mantık da bu yönde; öğle yemeği bir yan hak olarak görülüyor ve çalışanın paketi ‘ücret + yemek’ olarak düşünülüyor. Yemekhane yoksa, “Maaş bu kadar, yanına aylık şu kadar yemek ücreti veriyoruz” şeklinde her durumda sizin maaşınıza dokunmayıp yanında ekstradan gelen bir şey oluyor yani. Hatta servis veya ulaşım ücreti filan gibi yemeğe ek olarak ulaşım da sağlanıyor birçok şirkette.

Almanya’da ise (Avrupa ülkelerinde genel durum bu şekilde), “Maaşın bu, canın nereye isterse oraya harca” mantığı var. Ben büyük bir şirkette çalıştığım için nispeten şanslıyım ve şirketin anlaşmalı olduğu uygun fiyatlı bir kafeterya var, ama özellikle küçük şirketlerde çalışanlar için her gün dışarıda yemek yeme masrafı oluşuyor. Bu masraftan kurtulmak için evden yemek getirme olayı çok yaygın zaten, ama ben elbette her gün evde yemek pişirecek hamaratlık seviyesine ulaşamadığım için (hem de yalnızca kendi pişirebildiğim kısıtlı bir yemek çeşitliliğinde kalmamak için) her gün şirketin yanındaki kafeteryaya gidip para veriyorum. Türkiye’deyken her gün çorba, ana yemek, pilav-makarna, salata veya tatlı, içecek şeklinde full menü yaparken, Almanya’daki öğle yemeğimi yalnızca bir tabakla sınırlamak ve bunun için her gün 5 – 6 Euro vermek de pek hoşuma gitmiyor tabii. Toplu halde baktığımızda, ayda durduk yere 100 – 150 Euro öğle yemeğine vermiş oluyorum ve Türkiye’deki kadar iyi beslenmiş olmuyorum. Çorba, salata filan onlara her gün girsem zaten halimiz duman.

almanya'da hayat

Almanya Heidelberg şehri

Ulaşım kartı içinse ayda 76 Euro ödüyorum, buna da şirket karışmıyor. Halbuki şirket şehrin biraz dışında ve Münih’te mesafeye göre ücret ödeme mantığı var; yani bu paranın bir kısmını yalnızca şirkete gidebilmek için ekstra ödüyorum. Ama dediğim gibi ‘bizi bağlamaz’ şeklinde bir bakış açısı var.

Euro ile maaş almak maddesinden sonra bunu okuyunca oh olsun dediyseniz teessüflerimi iletiyorum :) İyiymiş az yeriz zayıflarız dediyseniz de çok iyi kalpli pozitif bir insansınız (kalp).

3. Her şeyin aşırı yavaş olması

Almanya’da iyi olan şeyler kısmında yıllık izin çok, fazla mesai yok gibi şeyler söyledim ve bu durumda kendiniz olduğunda her şey güzel. Bu durumu yaşayan kişiye ihtiyacınız olduğunda ise durumlar fena. Nasıl yani mi? :)

Diyelim siz yenisiniz ve insanlardan bir şeyler öğrenmeniz gerekiyor, veya benim işim analistlik gibi sürekli herkesle iletişim halinde olup bilgi toplamanız ve sonra bu bilgiyi kullanılabilir hale getirmeniz işinizin doğal gereği. Kısaca bir şekilde insanlarla bağlantıdasınız. Türkiye’de olsa nasıl olur, “Benim şunu acil öğrenmem gerekiyor yoksa bu işimi yapamam o zaman proje yetişmez” filan gibi sebep sonuç ilişkileri içinde gerekli insanlara gidersiniz ve o kişi size hemen yardımcı olur, gerekirse kendi kalan işlerini de sonra fazla mesaiye kalarak yine yapar. Zaten öyle yapmazsa müdüre şikayet edersiniz müdür ona öyle yaptırır. Sonuçta ‘show must go on’ misali yapılması gereken iş yapılır, kim bundan nasıl etkilenmiş hafta sonu mu fazladan çalışmış, tatilini mi iptal etmiş kimsenin umru olmaz.

almanya romantik yol

Almanya Romantik Yol gezisinin en güzel durağı Rothenburg ob der Tauber

Almanya’da öyle değil tabii, birinin size zaman ayırmasını istiyorsanız önce size uygun vakitlerini söylüyor. Ve toplantı daveti göndermenizi istiyor ki takviminde olsun, ona göre kendisi de diğer işlerini planlayabilsin veya benzer taleple gelen başkaları da varsa hepsiyle uğraşmaktan kendisinin mesai saati bitmesin. Öyle olunca siz o almanız gereken bilgileri bir türlü ‘anında’ alamıyorsunuz ve hep bir süreç giriyor araya. Hele cumaları öğleden sonra kimseye işiniz düşmesin, “Birazdan çıkacağım, haftaya tekrar konuşuruz” şeklinde reddediliyorsunuz :)

Özellikle Ağustos ayı benim için baya şaşırtıcı olmuştu, resmen şirkette kimse yoktu ve işler durdu. Benim Türkiye’deki şirketlerimden gördüğüm, aynı işi yapan birden fazla kişi varsa hepsi aynı anda tatile çıkamazdı. Çünkü o işi yapan biri lazım olunca en az bir tanesi ofiste olmalı ki işe devam edilebilsin ve hiçbir şey yavaşlamasın. Ama yok, Münih’te Ağustos ayı boyunca herkes aynı anda tatile çıktı ve ben, yapmam gereken bütün işlerde bir noktada tıkanıp Ağustos ayının bitip insanların dönmesini bekledim. Blok halinde izin kullanılmasına da bir şey demedikleri için “Şu kişiye ihtiyacım var, ne zaman tatilden gelecek” diye sorduğumda “6 hafta sonra” şeklinde cevap aldığım oldu.

almanya'da yaşamak

Almanya Tegernsee

Her şeyin böyle yavaş işlemesine şimdilik kötü diyorum ama sanırım yalnızca 10 aydır Almanya’da yaşadığım için böyle düşünüyorum. Bir süre sonra Türkiye alışkanlıklarından kurtulabilirsem, eminim buradaki diğer insanlar gibi olayı normal karşılayıp “E tabii öyle olacak, ne var bunda” diyebileceğim :)

Yazım hakkındaki düşüncelerinizi ve kendi fikirlerinizi yorumlar kısmına ekleyebilirsiniz.

Almanya hakkında bilgiler ve Almanya’da yaşam ile ilgili yazılarım devam edecek, haberdar olmak için sosyal medya hesaplarımı takip edebilirsiniz.

Facebook: Hayat ve Seyahat

Instagram: hayatveseyahat

Twitter: hayatveseyahat

Yorum paylaş:

yorum yapılmış

This article has 4 comments

  1. Ali Sancak Reply

    Yazinizi cok guzel. Asagi yukari yazdiginiz farklar dogru. Bu farklarin olusmasinda yine ulke ve kulturler arasi fark oldugunu dusunuorum.

    Ilk olarak Almanya Avusturya gibi ulkelerde work ethics cok onemli. Turkiye’de ise grme kriterlerin ne kadar ahbab cavus iliskisi oldugu daha dogrusu nepotizm dahil ne kadar ise girislerde en basta ne kadar anti-ethic durumlar oldugunu bastan gormek lazim. Yani zaten en bastan yanlis kurgulanan bir is ortaminda bunun devaminda gelen tatiller, yan haklar, sosyal guvenlik vb konulardaki mantiksizlar da kendiliginden geliyor. Turkiye’de insanlarin % 90 torpil ya da referans ile alindigi ortamda sorsaniz kimse torpil ya da referans ile girdigini soylemez. Bu oranin Almanya ve Avusturya’da bu kadar olmadigini sanirim herkes tahmin ediyordur.

    Benzer sekilde is ortamlarinda Turkiye’de samimiyet gibi gorunen halbuki buyuk cogunluk sahte duygularla bezenmis tiyatrovari bir ortam oldugunu dusunuyorum. Bence bu durum zaten ise torpille ya da referansla girmis %90’nin kendi arasndaki eglencesinden baska bir sey olmayan bir durum. Bu samimiyet durumlarinin Almanya ya da Avusturya gibi ulkelerde kalmamasinin sebebi de gecmisten gelen kotu tecrubelerin ve kulturunn sonucudur. Zamaninda is yerinde sizle samimi gorunen kisilerin is yerinde rekabet kavramiyla yuzlesilince bu saminmiyet anlarinda elde edlen mahrem bilgilerin nasil aleyhinize kullandildigini gordukten sonra herkesle resmi olunmasi dersini aciyla ogreniyoruz. O guzel ve neseli gecen yillardan sonra bir bakmissiniz aslinda o anlar bir tiyatroymus. Alman is toplumu buna onlemnini en bastan onlemini aliyor. Is hayati ile ozel hayat arasindan keskin bir ayrim yaratilarak Is hayatinda rekabette kullanilacak kozlar sadece is hayatindaki bilgilerle sinaniyor dogal olarak.

    Tabi yukarda is hayatinin detaylari konusuyoruz. Almanya’da Egitim sistemindeki huniden yukari bir cok kisi elenip geliyor oncelikle. Turkiye’de bu huni sadece OSS ve OYS gibi sinavlarda bir nebze var. Bunun disinda bu huni akademik hayat disinda islemiyor. Universiteden is yasamanina girdikten sonra Almanya ya da Avusturya da az Turkiye gibi yerlerdeyse siklikla rastlanan nepotizm torpil referans gibi uygulamalar bir bakmisiz asil huni olmus. Isterseniz Turkiye OYS birincisi olun yaninizda ilk 10000 de olmayan bir adamla beraber calisiyorsunuz. Hem de ayni statude. Bu durumunn yol actigi facialar ve kirilmalar basli basina bir konu.

    Almanya’daki is hayatinizda basarilar umarim Almnanya ve Turkiye arasindaki is ortamlari farklarda her 2 ulkenin toplum egitim is hayati duzenindeki bir cok farkin yol actigini kendi acimdan yorum katabilmisimdir.

  2. Tahsin Deniz ARPACI Reply

    Yazınızı okudum beğendim. Ellerinize sağlık. İki ülkedeki çalışma hayatlarını karşılaştırmışsınız. bence belki de en iyisi öğrenci kalmak.

Leave a Reply to Fatma Olcucu Cancel reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>