Türkiye’de her kötü olaydan sonra ekşi sözlükte hortlayan “Türkiye’den siktir olup gitmek” başlığı vardır, çoğumuz biliriz. Ne yapsak ne etsek de bu ülkeden kurtulsak diye herkes fikirlerini paylaşır. Kimi defolun gidin de kurtulalım der, kimi vatanımı bırakmam der, kimi umutsuzca bizi kim ne yapsın der. Yakın zamanda iş sebebiyle Almanya’ya taşınmış biri olarak altı aydır yurt dışında yaşamakla ilgili düşüncelerimi bu yazıda paylaşmaya çalışacağım. Yazacaklarımın yalnızca benim düşüncelerim olduğunu ve kişiye, bakış açısına, tecrübelere vs bağlı olarak değişebileceğini hatırlatayım.

Avrupa’da Türklere karşı önyargı var mı?

Avrupa’ya gitmek istiyorsanız aklınıza gelen ilk soru bu oluyor.

Almanya, Avusturya, Hollanda gibi Türklerin çok yoğun yaşadıkları yerlerde, önyargıdan ziyade bir bıkmışlık var benim gördüğüm. Ama bunu kırmak da sizin elinizde oluyor; 1-0 geriden başlayarak girdiğiniz oyunda eğitiminiz, bilginiz ve hayat görüşünüzle ‘ben senden çok farklı değilim’ mesajını verdiğinizde sizi kendi aralarına kabul ediyorlar. İngiltere, İrlanda, Kuzey Avrupa gibi Türklerin çok fazla olmadığı yerlerde bu sorun daha az yaşanıyor.

Son zamanlarda artan terör olayları ve beraberinde getirdiği ‘İslamofobi’ gibi sebeplerle, bu yazıyı yazdığım 2016 Temmuz itibariyle önyargının arttığını ne yazık ki söyleyebiliriz.

Ülkeden kaçmak istediğimizi fırsat bilip bize az para mı verirler?

Yabancı insanları çalıştıran bir firmada iş bulacaksanız, firmanın bunu tercih etme sebebi zaten büyük ihtimalle az maaş ödemek. Sizin alanınızda yeterli insan yoktur vs gibi ekstra sebepleriniz varsa ne ala, ama genel olarak bir Türk olan benim Almanya’da aldığım maaşla, aynı işi yapan Almanın aynı maaşı aldığını düşünmüyorum. Bilmiyorum o ayrı, ama herkesin genel kanısı bu yönde. Belki biraz standardınız düşer, ama yine de kötü bir hayat sürmezsiniz. Yaşam tarzınıza çok bağlı; dışarıda yemek yemek, gece arkadaşlarla eğlenmeye çıkmak, spor salonuna gitmek gibi Türkiye’de çok para verilen şeyleri yapıyorsanız yurt dışında bunları ucuza halledebiliyorsunuz. Ayrıca apartman aidatı, taksiyle eve dönmek gibi birçok gider kalemi de listenizden siliniyor. Bunlar küçük gibi görünse de ay sonunda baya fark ediyor. Araba almak istiyorsanız ortalama bir insan bile Türkiye’de hayal olan BMW, Mercedes, Audi gibi bir araba sahibi olabilir, ikinci el BMW 10bin Euro civarıymış mesela. Benzinin ülkemizdeki gibi pahalı olmadığını da sanırım söylemeye gerek yok.

Yaşam standardınız düşebilir derken ne kastettim peki? Örneğin Türkiye’de evinize temizlik için kadın alıyorsanız yurt dışında bunu yapamayabilirsiniz. Evler çok küçük, öyle n kapılı elbise dolabı veya ayakkabı için ayrı oda sahibi filan da olamazsınız büyük ihtimalle. Ayrıca çamaşır ve bulaşık makinesi gibi Türkiye’de şehir hayatında herkesin sahip olduğu bazı şeyler hayatınızdan eksilebilir.

Yurt dışındayken neler özlenir?

Almanya’ya taşındığımdan beri Türkiye’yi özlemedin mi, en çok neleri özlüyorsun gibi soruları sıkça alıyorum. Türkiye konusu insana göre değişir, “Ah İstanbul, o deniz ve boğaz yok mu, martılar filan <3” tadında bir insansanız memleket hasretiyle dolup taşabilir ve mutsuz olabilirsiniz. Veya Türkiye’nin kendisini pek özlemeseniz bile, bitmek bilmeyen kış soğuğu ve pek yüzünü göstermeyen güneş sebebiyle ülkemizin iklimini oldukça özlemeniz olası. Ki ben Münih’teyim Almanya’nın güneyi, bir de Norveç’e filan taşınmayı düşünüyorsanız yandınız. Önceden uzaylı gibi gördüğünüz ‘güneş görünce kendini dışarı atan Avrupalılar’ grubuna kısa sürede dahil olabilirsiniz o yüzden.

İklim bağlantılı olan yemek olayı da bence sorun. ‘Orada da Türk marketi var, döner var kebap var’ diye düşünmek bir bakış açısı tabii, ama yine de her Türkiye’ye geldiğinizde veya Türkiye’den biri ziyarete geldiğinde simit, sucuk, salça, zeytin, turşu gibi yurt dışında olan, ama tadı asla Türkiye’deki gibi olmayan ıvır zıvır bir sürü şeyi valizinize doldurmak isteyebilirsiniz. Meyve-sebze de pahalı, alırken iki kere düşünmeniz gerekebiliyor. ‘Canım çekti oradan kocaman bir karpuz getir’ biraz zor, karpuzu bile dilimler halinde satıyorlar.

Geride bıraktıklarınızı, aileniz ve arkadaşlarınızı elbette özleyeceksiniz ondan kaçış yok. ‘Ne kadar iyi arkadaşların olsa da insanın kendi dilindeki sohbet gibi olmuyor’ görüşüne de katılıyorum. Bu yüzden Türk arkadaşlardan oluşan bir çevre edinmeyi tercih eden insan sayısı çok zaten.

Yurt dışına gidenler memnun mu?

Eh. Malumumuz, insanın doğasında vardır her şeyden şikayet etmek. Çok özendiğimiz İzlandalı’ya, İsviçreli’ye, Kanadalı’ya, Avustralyalı’ya sorsak bile ‘yok yeaa bir sürü problemim var’ diyip anlatmaya başlar eminim. Yurt dışında uzun süredir yaşayan insanlar da genelde ülkelerini öve öve bitiremiyor ve yakında geri döneceğim diyip duruyorlar, buna Türkler de dahil. Ama o ‘yakında’ olan zaman pek gelmez. Özledikleri şeyleri öne çıkarıp geri dönmek isteyen insanlar bile, iş ciddiye binip dönmek istedikleri yerdeki şartları araştırınca şu an sahip olduklarını pek bulamıyorlar. O yüzden ailevi sebepler gibi çok gerekli haller dışında kesin dönüş yapan sayısı az. Demeye çalıştığım; gidince her şey harika ve tozpembe olmuyor, bir yana artıları diğerine eksileri koyuyorsunuz ve hangisi ağır basarsa haliyle oraya yöneliyorsunuz.

Yurt dışına yerleşme sürecinde yaşadıklarımı, tecrübelerimi ve benzer bir yol izlemek isteyenler için tavsiyelerimi paylaştığım yazılarımı şuradan okuyabilirsiniz.

Herkese bulunduğu yerin ve hayatın mutluluk getirmesini dilerim.

Yeni yazılarım için Hayat ve Seyahat’i sosyal medyada takip edin:

Facebook: Hayat ve Seyahat

Instagram: hayatveseyahat

Twitter: hayatveseyahat

Yorum paylaş:

yorum yapılmış

This article has 2 comments

  1. Muratcan Gümüş Reply

    Merhaba Fatma Hanım,

    öncelikle şunu belirtmek isterim ki, yazdığınız yazılardan yola çıkarak iyi bir gözlemci olduğunuzu düşünüyorum.

    Bu yazınızla önemli bir konuya değinmişsiniz; şikayet etmek insanın doğasında var. Yazdıklarınızda birçok noktada sizinle hemfikir olduğumu belirtmekle beraber, müsadenizle bir konu hakkındaki bazı düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

    Millet olarak Avrupa’daki yaşantımıza birçok konuda 0-1’den başlamamıza sayı olarak fazla olmamız sebep gösterilerek bir bıkkınlıktan bahsedilebilinir. Peki şu an itibariyle Avusturya’nın en büyük yabancı grubunu oluşturan Almanlara karşı bu tarz bir “bıkkınlıktan” söz etmek mümkün mü? Büyük ihtimal değil. Ya da sayı olarak bizlerden daha fazla olan eski Yugoslavya fertlerini ele alabiliriz. Durum yine aynı olacaktır. Bu noktada Avrupalıların Türklere karşı kökü tarihe dayanan katı tutumlarını unutmamak gerek.

    Blogunuzu incelerken VTÜ’nde Erasmus yaptığınızı okudum (kim bilir belki de okulda karşılaşmıştık). Viyana’da dolanırken birçok defa Viyana Kuşatmasını konu alan heykellere denk geldiğinizi tahmin ediyorum. Dolayısıyla çocukluktan bu tarz bilgiler aşılanmış bir şahısla oturup sağlıklı bir diyalog kurmanız pek kolay bir iş olamıyor çoğu zaman. Henüz yeni tanıştığınız bir şahıs dahi okulda öğrendiği tarih bilgisi nedeniyle sadece ve sadece isminizden yola çıkarak size mesafe koyabiliyor, bunu gözlemlemiş olduğunuzu düşünüyorum. Hem de eğitim seviyeniz, cinsiyetiniz, dış görüşünüz vs. her ne olursa olsun. Bir yazınızda Avrupalı bayanların yakışıklı olsa da bir erkeğe sadece Müslüman olmasından dolayı mesafe koyduklarını belirterek buna güzel bir örnek vermişsiniz. Şahsen bunun adını “bıkkınlık” yerine “ön yargı” olarak koymanın daha uygun olacağını düşünüyorum.

    Bunun dışında Avrupa’da yaşamanın sayısız artıları var elbet ve dönmek isteyen insanların çoğunluğu sizin de belirttiğiniz üzere iş ciddiye binince tercihlerini dönmekten yana kullanmamayı tercih ediyorlar. Bu işin sosyolojik boyutu, üzerine sayfalarca yazılabilir.

    Acaba diyorum Türkiye’de Ekşi Sözlük yazarı gençlere Avrupa’nın güllük gülistanlık bir yer olmadığını, son çareyse hiç olmadığını ve burada birçok konuda zorlanacaklarını anlatsak inanırlar mı? Büyük bir ihtimal hayır. En güzel tecrübe insanın kendi yaşadığı tecrübeymiş. Bırakalım herkes bazı şeyleri yaşadığı tecrübeler vasıtasıyla öğrensin…

    Yazınız için teşekkürler.

    Selamlar

    Muratcan Gümüş

    • Fatma Olcucu Reply

      Güzel yorumunuz ve değerlendirmeleriniz için teşekkür ederim. Nietzsche ne güzel söylemiş “Bu dahil bütün genellemeler yanlıştır” diye, herkesin deneyimleri karşılaştıkları çevre ve insanlara göre değişebiliyor fikirler de farklı oluyor haliyle. Yani genel geçer bir durum var diyemeyiz, yine de Türkleri genel olarak pek sevmedikleri konusuna ben de katılıyorum. Yazı hassas bir konuda olduğu için her kelimeyi çok dikkatli seçtim defalarca değiştirdim, artık herkes nasıl yorumlarsa..
      Davulun sesi uzaktan hoş gelir misali bazı insanlar için Türkiye’den çıkınca tüm sorunlar bitecek gibi düşünülüyor, gerçek öyle değil elbette. Siz ekşi sözlük yazarıysanız bu yazıyı orada paylaşabilirsiniz, sanırım bazı arkadaşlara üzerinde çalıştığım ve yakında yayınlayacağım yurt dışında yaşam yazılarıyla birlikte fikir verecektir.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *