Almanya’ya taşınmamı sağlayan ve yaklaşık 3 yıldır çalıştığım işimden yeni bir iş bulmadan istifa ettiğimi ve beni böyle bir karar vermeye yönelten sebepleri Almanya’daki İşimden Yeni İş Bulmadan Neden İstifa Ettim? yazımda anlatmıştım. Yazıyı yayınladığım henüz ilk gün binlerce okuyucuya ulaştı ve hem beni cesaretimden ötürü tebrik edip destekleyen hem de ‘kendi hayatından bir parça bulduğunu’ söyleyen sanırım yüzden fazla mesaj aldım.

Güzel mesajlarınız ve iyi dilekleriniz, hatta yeni iş teklifleriniz için hepinize tek tek teşekkür ederim, sanal internet ortamında gerçek bir sevgiye sahip olduğumu hissetmek benim için çok özel bir duygu ve sizlerin hayatına bir şekilde dokunabilmek bu satırları yazmaya bunca emek ve zaman harcamak için tek motivasyonum.

Evet, bahsettiğim yazıda ‘gemileri yaktım’ ve işimden istifa ettim, peki sonrası? Sonuçta hayatımı sürdürmem için bir şekilde para kazanmam gerek, o yüzden istifa sürecinin çalkantısını atlattıktan sonra yeni iş aramaya başladım.

Önce CV’mi düzenledim ve iş arama portalı olarak LinkedIn ile başlayacağıma karar verdim. Yani öyle bütün portallara aynı anda bakıp her gün başlarında ömür tüketmek istemedim, zaten LinkedIn’in doğru kriterlerle arama yapıldığında gerçekten uygun ilanları önüme çıkarması sayesinde kısa sürede çokça başvuru yapabildim. Bir de “Let recruiters know you’re open” seçeneğini aktive ettim, iş fırsatlarına açık olduğumu belirterek birilerinin beni bulmasını sağlamaya çalıştım yani.

Aktive ettiğim seçenek komple İngiltere’ye çalıştı, nedense İngiltere’de böyle bir headhunter bolluğu var. Hepsi de “Sana uygun bir işim var, konuşmak için bugün seni ne zaman arayabilirim?” gibi aşırı gıcık olduğum bir şekilde iletişime geçiyorlar. İşin detayını ve hangi şehirde olduğunu kesinlikle söylemeden telefon numaramı almaya çalıştıkları, benim de bunu kabul edip etmeyeceğimi sormadan hemen ‘bugün arayayım’ diye emrivaki yaptıkları için hiçbirinden zerre hoşlanmadığımı söyleyebilirim.

Genelde çok oralı olmadım ama iki tanesine şans verdim. Birincisi benimle bir yazılım firmasındaki iş hakkında konuştu ve gayet düzgün biriydi. İlgimi çeker diye düşündüm ve firmaya CV’mi iletmesini söyledim. İlettikten sonra firma beni yüz yüze görüşmeye davet etti, benim çalıştığım yere yürüyerek 5 dakika olduğu için iki arada gidip gelirim diye kabul ettim. Fakat bir sorun vardı, görüşme Almanca olacaktı 🙂 Tamam benim Almancam fena sayılmaz ama çalıştığım şirketin dili İngilizce olduğu için ‘business German’ dediğimiz kurumsal Almanca’yı ben hayatımda hiç kullanmadım. Benim sektör de teknik bir alan olduğundan normal hayatta kullanmadığımız çok fazla kelime var ve onların Almanca karşılıklarını bilmek gerekiyor.

Beni biraz tanıyanların tahmin edebileceği şekilde elbette görüşmeye gitmeye karar verdim ve “Bakalım çok zorlarsam teknik Almanca da konuşabiliyor muyum” diye ne kadar yapabileceğimi denemek istedim 🙂 Tabii benimle iletişim halindeki headhunter’a durumu anlattım ve firmayı önden bilgilendirip yalnızca ‘ana dili Almanca olmayan biriyle çalışmak onlar için uygunsa görüşmeye gideceğimi, aksi halde kimsenin boşuna vaktini almak istemediğimi’ söyledim. Öylesine alışveriş yaptığım bir akşam bilmediğim bir numara arayıp acayip hızlı Almanca konuşarak görüşmeye gideceğim firmayla ilgili bir şeyler anlattı ve sonra beni konuşturdu, meğer Almanca bilgimi ‘test etmişler’. “Sıkıntı yok, ayarlıyoruz görüşmeyi” diye testi geçtiğimi de belirttiler 🙂

Firmadaki müdür adamla görüşmeye gittim ve sohbet havasında yarım saat sürmesini beklediğimiz mülakat bir saatten uzun sürdü. Almanlar böyle konularda çok dakiktirler aslında, ama adamla bir şekilde elektriğimiz tuttu. Bazen lazım olan Almanca kelimeleri bulamadım ve İngilizcesini söyledim ama konuşmada asla İngilizceye dönmemeye kendimi zorladım. Bittiğinde ise gerçekten oraya gitmeye cesaret edebildiğim ve yapabildiğim için çok mutlu oldum.

Fakat iş bana uygun değildi, istifa ettiğim işime çok benzediğinden onu da sevmezdim. Üstelik İngilizce’den komple kopmak istemediğim için işyerinde Almanca konuşulması tercihim değildi. O yüzden ilgilenmediğimi söyledim ve konu kapandı.

İkinci headhunter bana bir danışmanlık firmasında iş önerdi. İlk görüşme telefonda olacakmış diye onu da kabul ettim, aslında biraz ‘acaba yapabiliyor muyum’ diye kendimi deniyor biraz da ne tür sorular soruluyor onları öğrenmeye çalışıyordum. Piyasada bilinen bir şirketti ve ilk görüşmeyi yaptık. Sonrasında headhunter ‘nasıl geçtiğine dair’ aradı ve beni telefonda son derece gereksiz sorularla bir saat boyunca öyle bir kitledi ki saçımı başımı yoldurdu resmen. Yok görüşmede en çok sevdiğim şey ne olmuş, bu görüşmeden ailem ve arkadaşlarıma bahsedersem nasıl bahsedermişim filan. Yani firmalar neden bu insanlarla çalışıyor anlamak mümkün değil.

Ama firma görüşmemizi olumlu bulmuş ve beni ofislerine davet etmek istemişler. Önce sevindim ve kabul edecek oldum, sonra ise kafam karıştı. Kafam karıştı çünkü yanlış ilerliyordum, bu iş de benim istifa ettiğim şirketimde yaptığım işe çok benziyordu. Yani sevmediğim şeyden tekrar sevmediğim şeye gitmek için çaba sarf ediyordum, e şimdiye kadar o konuda tecrübem olduğu için de firmalar beni almak istiyordu haliyle.

O noktada karar verdim, finans sektöründe olan ve yazılım bilgisi gerektiren hiçbir şirketle görüşmeyecektim. Çünkü teknik alanda ilerlemek istemiyordum ve finans sektöründen de sıkılmıştım. Danışmanlık şirketiyle ikinci görüşmeye gitmek istemediğimi çok konuşan headhunter’a mail yoluyla ilettim ve sonra telefonlarını açmadım 🙂

Bu birkaç görüşme tecrübesi sonrasında ne istediğime karar verince işim zorlaştı, çünkü seçeneklerim kısıtlanmıştı ve daha önemlisi sektör değiştirmek istediğim için o yeni sektöre kendimi hiçbir tecrübem olmadığı halde kabul ettirmek durumundaydım. LinkedIn’deki iş arama seçeneğini geri kapattım, çünkü profilime uygun olan daha fazla finans sektöründe bilişim işi teklifi almak istemiyordum. Kendim başka sektörlerde iş ilanı bulmaya odaklandım.

almanya'da iş bulmak

Headhunter’lar beni bulsun diye LinkedIn’de bu seçeneği aktive ettim, ama hep değiştirmek istediğim işe benzer teklifler geldiği için sonra kapattım.

Amazon’un Münih ofisinde bana uygun olabilecek bir ilan çıkınca çok sevindim ve ona başvurdum, e-ticaret alanına Amazon gibi ünlü bir firmada çalışarak girmek ne güzel olurdu. CV’mi beğendikleri için ilk aşama olarak bir analitik test gönderdiler, grafikler yorumlamayı gerektiren ve gereksiz fazla bilgi vererek kafa karıştıran zor bir testti ama ben bu tür testleri iyi yapabiliyorum, bence tamamını doğru yaparak rekor kırmış bile olabilirim 🙂 Testin yanıtlarını yükledikten hemen sonra ilk telefon görüşmesi için davet gönderdiler zaten.

Telefon görüşmesi İnsan Kaynakları sorumlusuyla olacaktı, tabii tecrübem olmayan bir alan olduğu için görüşmeye öyle ‘lay lay lom’ giremedim, çok fazla hazırlık yapmam gerekti. Bir de Amazon ünlü bir firma olduğu için Google mülakatları gibi (onlara da girmiştim zamanında 🙂 ) kendine özgü bir tarzı var ve önce o tarzı öğrenmek gerekiyor. Davranışsal mülakat (behavioral interview) diyebileceğimiz bu tarzda genel olarak “İşi yapıp yapamayacağından çok, karakterin bizim firmaya uyuyor mu” konusuna yoğunlaşıyorlar ve böylece önem verdikleri kişisel özellikleri sağlayan çalışanlar sayesinde güçlü bir şirket kültürüne sahip oluyorlar. En basitinden bir örnek verirsek, “Diyelim ki yetiştirmen gereken projenin teslim tarihi geçti ve bunu müşteriye anlatman gerekiyor. Nasıl yaparsın, geçmişinden örnek ver” gibi sorularla sizi ölçüyorlar.

Bence bu tür mülakatlar en zor olanları, çünkü sorulabilecek her durum için bir örnek düşünmek gerekiyor ve vereceğiniz örneğin sonucunu görüştüğünüz pozisyona uygun olduğunuzu anlatacak şekilde dikkatli cevaplamak büyük önem taşıyor. Ve kullandığınız her bir kelime büyük önem taşırken bu kelimeler sizin ana dilinizde değil.

Telefon görüşmesini yaptım ve olumlu geçti, sırada Amazon ofisine davet edilip yüz yüze mülakata girmek vardı. Bu mülakatın 4 saat sürüp 5 farklı kişiyle gerçekleşeceğini öğrenince biraz endişelendim tabii. Sonra yine elimden geldiğince iyi hazırlandım, ne sorabilirler diye internetten günlerce araştırma yapıp cevaplarımı düşündüm.

Ve büyük gün geldi. Görüşme hep bire bir şeklindeydi ve bir kişi gidince öbürü geliyordu. İlgili bölümün müdürü, ekipten birisi, teknik bilgimi sınayacak test yapan birisi gibi hepsi farklı açılardan beni ölçmek üzere son derece iyi hazırlanmışlardı. Fakat bir sorun vardı, görüşmelerin arasında hiç mola yoktu. Hatta bir ara dayanamayıp pencereyi açarak yanına gitmek ve hava almak için 1 dakika izin istedim 🙂 Mülakatı yapan son kişiyle ne konuştuğumu hayal meyal hatırlıyorum, o derece kafam gitmiş.

Ama sonuçta iyi geçtiğini düşündüm. Birkaç gün sonra haber geldi, beni beğenmişler ama pozisyona daha uygun başka birini bulmuşlar. Beni de kaybetmek istemedikleri için uygun olabileceğim başka bir pozisyon çıkar çıkmaz haber vereceklermiş. Her ne kadar öylesine bir mail yerine telefonla bizzat arayarak bilgilendirdikleri için söylediklerinin doğru olduğuna inanmak istediysem de daha çok “biz sizi ararız” şeklinde nezaketen yapılan bir şey olduğunu düşünüp üzüldüm. Her pozisyona başvuran belki binlerce kişi varken “Ya şurada bir Fatma vardı, bu iş ona iyi olur” mu diyeceklerdi?

Sonra şaşırtıcı bir şekilde gerçekten yeni bir pozisyon için mail attılar, demek ki nezaketen değilmiş diye çok takdir ettim. Ama bu seferki iş Amazon’da değil Amazon Web Services (AWS) isimli bilişim firmasındaydı. Yazılım alanından çıkmaya çalışırken dönüp dolaşıp yine bir bilişim firmasında bulmuştum kendimi işte.

AWS firması Amazon kadar ilgimi çekmediği halde görüşmeyi kabul ettim, aslında birçok kişinin hayalindeki firma olduğunu biliyordum ama beni çekmemişti işte. Belki bu nispeten az ilgimden belki de telefondaki adamla elektriğimiz hiç tutmadığından ilk görüşmede elendim zaten. Yine de durum o kadar kötü değildi, çünkü o uzun süren mülakatlarda kişilik özelliklerimin Amazon’a uygun olduğunu kanıtladığımdan sonraki başvurularımda tekrar bu süreçlerden geçmeyecek ve sadece başvurduğum pozisyon için daha kısa bir süreçle değerlendirilecektim.

Gelgelelim benim başvuracağım o uygun pozisyon bir türlü çıkmadı. O arada ben de başka başvurular yapmaya devam ettim.

Almanya’nın çok büyük medya grubunda başvurduğum iki pozisyonun ikisi için birden telefon görüşmeleri vardı sırada. Görüşmeye hazırlanırken şirketi daha ciddi araştırmaya başladım ve telefon görüşmelerim benim için önem kazandı; çünkü şirketin televizyon kanalları, mobil cihazlar ve tabletlerden hem televizyon akışını hem de dizi-film izlemeyi sağlayan uygulamaları vardı. Haliyle en azından televizyon kanalları Almanya’da herkes tarafından biliniyordu. Amazon olmamıştı ama Almanya’da ünlü olan başka bir şirket bulmuştum. Sektör de hoşuma gitti, bankacılık uygulamaları gibi finansal soğuk bir alandan sonra televizyon filan bence çok tatlıydı 🙂

Her iki pozisyon için de doğrudan birim müdürleri telefonla arayacaklardı. Birincisi çok yakın bir tarihteydi, benim biraz daha çok ilgimi çeken ikincisi ise müdürü tatilde olduğundan neredeyse bir ay sonraydı. İlk müdür aradı ve CV’mde Almanca bildiğim yazdığı için doğrudan Almanca konuşmaya başladı. Hem Almanca bildiğimi belli ederek hem de pozisyon İngilizce olduğundan teknik kısımları İngilizce anlatarak bir saate yakın konuştuk, elektriğimiz tutmuştu. Benim hakkımda olumlu düşündüğünün sinyalini verdi, ama çok kişiyle görüştüğünü söyledi. O yüzden ben de sonucu tam kestiremedim.

Telefonu kapattıktan sonra 3 hafta boyunca hiç haber çıkmadı, herhalde görüştüğü çok kişiden daha uygun birini buldu diye düşündüm, sonuçta Almanlar arasında ünlü bir şirketti. Belki ikinci pozisyon olur diye umut edip onun gününün gelmesini beklerken bir yandan da başka sektörlerde pek şansım olmadığını düşünüp yeniden kendi sektörümde bir firmayla görüşmeye başladım.

Derken beklediğim mail geldi ve telefon görüşmesini geçtiğimi bildirdiler. Bu sefer konuştuğum adamla ve iki kişiyle daha görüşmem için şirkete davet ediyorlardı. Ama öyle boş görüşmeye değil, bir konu vermişlerdi ve onunla ilgili bir vaka analizi (case study) yapmamı istiyorlardı. Üstelik bu çalışmamı sunmak için sadece 15 dakikam vardı ve devamında her türlü soruya hazır olmam bekleniyordu. Ben pek dizi – fim izlemeyen bir tip olduğumdan sektöre son derece yabancıydım, kısa sürede açığımı kapatmak için hem şirketin bütün ürünlerini öğrendim hem de Netflix gibi global rakiplerden deneme üyelikleri alıp platformun özelliklerini kurcaladım, iyi ve kötü yönleriyle geliştirilebilecek fonksiyonlarını düşündüm.

Yine bir sürü araştırma, hazırlık derken içime sinen bir sunum ortaya çıkardım. Şirkete gittim, telefonda görüştüğüm adam tatlı bir adamdı ve rahat hissetmemi sağladı. Sunumu yapınca yüzüme bakıp çok ciddi şekilde harika olduğunu söyledi, sanki beni işe almaya hazırmış gibi hissettim. Devamında ise elime tahta kalemi verip belli akışları çizmemi ve bazı mantık sorularına cevap vermemi istedi, yaklaşık iki saat boyunca beyaz tahta başında o bir şeyler sordu, ben anlattım. Sonunda gayet memnun bir şekilde gitti.

Görüşmenin devamında başka bir müdürle görüştüm, bu sefer işin rengi biraz değişti. Çünkü yorulmuştum ve önceki adamla İngilizce ile Almancayı çok fazla birlikte kullandığım için kafam bulanmıştı. Yani adama cevap vermek için söylemek istediğim cümle aklıma geliyor ama onun hangi dil olduğunu ayırt edemeyerek tökezliyordum. İyi kötü bir şeyler anlattım ve adam işi hiç uzatmadan bana doğrudan sonucu söyledi:

“Az önce görüştüğün bölüm müdürü senin hakkında çok olumlu düşünüyor, ama ben biliyorum ki başka bir pozisyona daha başvurdun. Anlattıklarına bakarak senin o pozisyona daha uygun olabileceğini düşünüyorum, o yüzden orayla görüşmeni de bekleyelim.”

Hem dürüst bir düşünce olduğundan hoşuma gitti, hem de “Buna beni tam uygun bulmadılar, diğeri de olumsuz geçerse o zaman açıkta kalırım” diye üzüldüm. Sonuçta diğer pozisyon için telefon görüşmesini beklemeye başladım.

Beklediğim gün geldi ve o bölümün müdürü aradı. Öncekiyle benzer şekilde yine bir saate yakın konuştuk ama bu sefer elektriğimiz daha da tuttu ve adam doğrudan beni ikinci görüşme için şirkete davet etmek istediğini söyledi. Aslında yine bir sunum hazırlamam gerekiyordu, ama önceki pozisyon için yaptığımı sunabileceğimi söyleyerek beni neyse ki azat ettiler. Çünkü görüşmeyi hemen ayarlayacaklardı ve arada benim hazırlık yapacak yeterli vaktim olmadığının farkındalardı. O yüzden benim sunum yeteneklerimi ölçmek için önceki konuyu anlatmamın yeterli olacağını söylediler. Yine de konuyu ‘bilgi olsun diye’ gönderdiler ve ben ‘ya sorarlarsa’ diye sabaha kadar çalıştım tabii.

Bu arada istifa ettiğim halde ihbar süresinde çalışmaya devam ettiğim için bu görüşmelerin vakitlerini uydurmak da zor oluyordu tabii. Telefon görüşmelerini ya sabah çok erken ya akşam olabildiğince geç ayarlayarak işe biraz geç giderek/erken çıkarak organize etmeye çalıştım. Yüz yüze olan uzun mülakatlarda ise iş yerinden mecburen yarım gün izin aldım. Yine yarım gün izin işini hallettikten sonra bu sefer de bu müdürle ve ilgili diğer kişilerle görüşmek için aynı şirkete ikinci defa gittim, görüşme yine çok olumlu geçti. Firmaya iyice ısındığıma ve orada çalışmayı çok istediğime karar verdim.

Görüşmenin ertesi günü İnsan Kaynakları bölümünden mail geldi, her iki pozisyonu da bana teklif ediyorlardı ve benim uygun olanı seçmemi istiyorlardı! 🙂

Pek sevmeden çalıştığım için kendimi yeteneksiz ve hep başkalarından daha vasat hissettiğim şu anki şirketimden sonra, aslında bazı şeyleri iyi yapabildiğimin yeniden farkına varmak ne kadar iyi gelmişti..

Beni ikinci pozisyona daha uygun bulan adamın söylediklerine katılıyordum, o yüzden ben de onu seçtiğimi söyledim. Şartları şu anki şirketimden daha iyiydi, şirketimde bana verilmeyen kıdemli (senior) ünvanı da sektörde komple yeni olduğum halde iş hayatımdaki tecrübemden ötürü verilecekti. İş bulmadan istifa ettiğimde “Umarım pişman olmam” diye çok düşünmüştüm, pişman olmadığım gibi koşullarımı iyileştirmeyi bile başarmıştım işte.

Bu arada güzel bir şey daha oldu, kendi sektörümde görüştüğüm şirketten de yüz yüze iki görüşme sonrası teklif geldi. Zaten ikinci görüşmede sordukları çalışmayı gayet iyi bir şekilde tamamladığım için teklif geleceğini tahmin ediyordum, ama sektör değiştirme imkanı bulmuşken artık orası hiç cazip gelmiyordu.

İlk verdikleri teklif maddi anlamda pek tatmin edici değildi ve başka yerle anlaştığımı söyleyerek reddettim. Bu sefer ilginç bir şekilde ne kadarlık maaşı kabul edeceğimi sordular, ben de nasılsa bu kadar yükseltemezler diye diğer şirkette kabul ettiğim tekliften daha yüksek bir maaş söyledim. Onlar “Kusura bakma bu bütçe bizi aşar” diyeceklerdi, ben de “O zaman kabul edemeyeceğim” diye maddiyatı öne sürerek reddedecektim.

Beklemediğim bir şekilde şirket söylediğim maaşı kabul etti. Elbette aşırı mutlu oldum, demek ki beni o kadar çok istiyorlardı. Ama bir yandan da seçim yapmak zorundaydım, bildiğim fakat değiştirmek istediğim sektörde daha yüksek bir maaş mı; yoksa tamamen yeni olduğundan beni heyecanlandıran bilmediğim sektörde daha düşük maaş mı?

Sanırım birçok kişi ilk seçeneği cazip bulmuştur, fakat ben birkaç gün düşündükten sonra ikinciyi denemek istediğime karar verdim. Sırf konfor alanım olduğu için sıkıldığım halde benzer bir iş seçmeyecektim. “Demek ki deneyeceğim yeni alanda mutlu olmazsam mevcut sektörüme geri dönüp kolayca iş bulabilirim” diye kendimi rahatlatmaya çalıştım ve şirkete çok teşekkür ederek tekliflerini reddettim. Diğer medya şirketiyle ise sözleşmeyi imzaladım.

Ve şimdi en güzel kısmı söylüyorum. Yeni şirket ile sözleşmeyi 3 ay sonrasında başlattık, işe başlayacak birini 3 ay beklemek normal kabul edilen bir süre. Şirketim beni daha erken bırakırsa daha erken başlayabileceğimi söylediler, ama ben daha erken başlamayacağım 🙂 Sonuçta şirketimden yıl sonu itibarıyla ayrılıyorum ve orada 1 Mart’ta başlayacağım, aradaki iki ay ise keyfime göre takılma aylarım olacak. Hayatımda hep böyle çalışmadan geçireceğim bir süre hayal etmiştim, iki ay maaş almazsam ölmem diyerek onca iş görüşmesi hazırlığı sonrası bu kadarcık keyfi hak ettim sanırım.

Çalışmayacağım iki ay boyunca sevdiğim şeylerle ilgilenmek istiyorum; hep yazmak istediğim yazılarımı yazayım, biriken ama düzenlemeye bir türlü fırsat bulamadığım fotoğraflarımı düzenleyeyim, İstanbul’a gidip ailemle biraz daha uzun vakit geçireyim. Onun dışında yeni işime yakın olmak için taşınmak istiyoruz, eşimin işi de o tarafta olduğundan ev araştırmalarına başladık (Münih’te acayip zor bir konu). Ve tabii ki kısmet olursa bir tatil de yaparım, aklımda gitmek istediğim birkaç destinasyon var. Tüm bunları düşününce, sonuçta her zamankinden yoğun iki ay geçireceğim gibi duruyor.

İş bulma sürecinden öğrendiklerim; üşenme çünkü her görüşme sonrasında yeni şeyler öğreniyorsun. Öncesinde çok hazırlanıp emek verdiğin görüşmede reddedilince çok üzülme, çünkü öğrendiklerini bir sonraki daha çok istediğin görüşmede kullanıyorsun. Ve para için mutluluğundan ödün verme, seni daha çok mutlu edeceğine inandığın yoldan asla şaşma.

Doğru olduğuna inandığım kararı verdim, gerçekten doğru muydu yoksa kötü mü yaptım bunu yaşayarak göreceğim. Hem yeni iş bulmadan istifa etmek cesur ama riskli bir adımdı, hem de mülakat süreçleri zihinsel anlamda son derece yorucuydu ama sonunda kendime bir çözüm yaratabildim. O yüzden kötü bir karar vermişsem yine o anki şartlarım doğrultusunda cesur adımlar atmaktan korkmayacağım, bence hayat böyle bir şey 🙂

Umarım istifa kararımdan sonra bu yazım da size hayatınızda memnun olmadığınız şeyleri değiştirmek için ilham olabilmiştir, gördüğünüz gibi hiçbir şey kolay değil ama yılmadan çabalayınca insan istediklerini elde ediyor. Lütfen yazımı ilham olacağını düşündüğünüz sevdiklerinizle paylaşın.

Yeni gelişmelerden haberdar olup yeni yazılarımı kaçırmamak için Hayat ve Seyahat’in aşağıdaki hesaplarını takip etmeyi unutmayın! 🙂

Instagram: hayatveseyahat

Facebook: Hayat ve Seyahat

Twitter: hayatveseyahat

 

(930)

This article has 9 comments

  1. Şafak Reply

    Harika gelişmeler, çok sevindim senin adına, bu aşamaları kendim geçmişim gibi heyecanlandım doğrusu:)

    Darısı başıma bakalım, onca başvurumdan henüz görüşmeye davet eden olmadı. Senin eski firmandan ümitliyim bakalım. Eğer çağırırlarsa ufak tefek birkaç tüyo almak için seni tekrar rahatsız edebilirim 🙂
    Augsburg dan selamlar 🙂

  2. Mert Reply

    Valla Fatoş çok çok sevindim senin adına, özellikle gönlüne göre olanı seçmeni ve aldığın kararları yılmadan uygulamanı taktir ettim… konfor alanından çıkıp, hamam girip terlemeyi seçmek herkesin harcı değildir zaten. Yeni işe başlarken ara verebilmen tam kaymak olmuş, stresli bir dönemin üstüne cuk oturmuş.
    Ev arama sürecinde bol şanslar
    Mustafa’ya da çok defa söyledim buralara yolunuzu düşürürseniz bekliyoruz
    Gerçi Hannover pek senin gezi felsefene uygun bir yer olmasa bile konum itibari ile başka bir yere giderken uğrayabilir soluklanır devam edersiniz

    • Fatma Olcucu Reply

      Teşekkür ederim, yorucu yıpratıcı bir süreç oldu ama sonunda yeni bir sayfa açabildim 🙂 İnşallah yolumuz düşer oralara, ev konusunu halledip tatil olaylarına girmeye çalışıcaz bakalım.

  3. Fatme Hodzha Reply

    Merhabalar
    Öncelikle bende sizi tebrik etmek istiyorum hem yeni işiniz için, hemde yazılarınız için.
    Dün bende bir iş görüşmesine gitmeden önce daha fazla bilgi edinmek için, internette araştırma yaparken sizin sayfanızda Almanya’da maaşlarla ilgili yazınızı okumuştum ve Instagram hesabınızı takip etmeye başladım.
    Heyecanıma kapılıp, görüşmem her ne kadar benim için tatmin edici geçmesede, inşallah güzel sonuçlar alırım die düşünüyorum.
    Şimdi yazınızı okurken, daha dün bende yeni bir iş görüşmesinde olduğumdan mı bilmiyorum,
    sanki kendim o görüşmelere katılmış gibi heyecanlandım ve işi almanıza bir o kadar çok sevindim!
    Diğer paylaşmış olduğunuz yazıları okumak için sabırsızlanıyorum.
    İşe başlamadan önce ki boş zamanınızı dolu dolu güzel bir şekilde geçirmeniz dileğimle.

    • Fatma Olcucu Reply

      Cok tesekkur ederim, umarim sizin gorusmenizden de guzel sonuclar cikar. Ama bu seferlik cikmasa bile zorlamaya devam! 🙂

  4. Neytiri Reply

    Tebrikler cok sevindim sizin icin, cok ilham veriyorsunuz. Bir istegim olacak 🙂 esiniz de almanca ogrenme ve is bulma seruvenini yazabilir mi acaba? Zira onun durumunda da pek cok insan var.

    • Fatma Olcucu Reply

      Tesekkur ederim 🙂 Tabii, esim de istiyordu zaten ama henuz firsat bulamamisti, tekrar plana almaya calisiyoruz.

  5. ayfer asena Reply

    yazi icin tesekkurler 🙂 Ben de pek ilgimi cekmeyen bir bolum okuyorum ve bu alanda calismayi dusunmuyorum. Galiba Turkiye’de benim gibi yeterince danismanlik alamamis, kendini kesfedememis cok ogrenci var. Yapmak istedigim isi buldugumda ve ise basladigimda size yazacagim 🙂 Sevgiler 🙂

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir