Merhaba!

Blogumu ziyaret ettiğiniz ve hatta bunları kimin yazdığını merak edip kendimden bahsettiğim sayfaya kadar geldiğiniz için teşekkürler!  Bu sayfada size klasik gezi blogu hakkımda sayfalarında olduğu gibi kim olduğumdan ve ‘gezi tutkumun nasıl başladığından’ bahsedeceğim. Hatta sanki kendimi anlatmıyormuş gibi üçüncü tekil şahıs kullanacağım 🙂

Şaka şaka, üçüncü tekil şahıs yok. Ben, Fatma Ölçücü. 4 Ağustos 1987 doğumluyum ve doğma büyüme İstanbulluyum. Türkiye’de İstanbul dışında hiçbir yerde yaşamadım; çünkü başka şehirlerde okumadım, yazlığımız veya köyümüz de yoktu. Yazının ilerleyen kısımlarında sebeplerini açıklayacağım üzere daha önce Viyana ve Londra’da yaşadım, 2016 yılından beri de Münih’te yaşıyorum.

2010 yılından bu yana Bilgi Teknolojileri (IT) alanında analist olarak özel sektörde çalışıyorum. Çalıştığım Ödeme Sistemleri branşı dev olduğu halde pek bilinmez, bir şekilde içine girene kadar ben de hiç duymamıştım. En basitinden, nakit para kullanmadığınız her alışverişi veya para transferini düzgün şekilde yapabilmenizi sağlayan sistemler diyebiliriz. İtalya’ya gidip Türk kredi kartınızla havalı güneş gözlüğü alıyorsunuz ya, işte o dükkan sonra parasını nasıl alıyor, sizin bankanız bu işten nasıl para kazanıyor gibi şeyler.

Gezme tutkum maalesef çocuklukta başla(ya)madı, ailesiyle gezen çocuklara hayret etmekle başladı. Orta-düşük gelir seviyeli bir ailede büyüdüm, çocukluktan beri geziyorum diyenler çok şanslı bence. Tüm imkanlarımızı zorlayıp Ege’de yılın sadece bir haftası tatile gidebildiğimiz birkaç sene, çocukluğumun en güzel zamanlarıdır.

Sen kimsin, neden böyle bir blog yazma peşindesin diyorsanız okumaya devam edin..

Gezmeyi sevmeyen ailemin en kıymet verdiği şey eğitimdi. Okumayı bir sene erken öğrendim, komple devlet okullarında okudum (master hariç, o zaman iş hayatındaydım zaten), dersanelere hayatımda hiç para vermedim, ilkokuldan yüksek lisansa kadar tüm okullarımı dereceyle bitirdim. Blogumu böyle özenli ve düzgün dille yazmamın sırrı sıklıkla soruluyor, “imla noktalama ve anlatım bozuklukları gibi konuları hayatım boyunca bir daha asla unutamayacağım kadar iyi öğrenmiş olmak” cevabını rahatlıkla verebilirim 🙂 2005 yılında ‘Onlar profesyonel öğrenci’ başlığıyla Sabah gazetesine çıkmışlığım bile var.

İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği ve sonrasında Kültür Üniversitesi MBA mezunuyum, gezmeye başlamam da yine eğitim sayesinde oldu. Üçüncü sınıfta Erasmus programı ile bir yıllığına Viyana Teknik Üniversitesi’ne gittim. Cağaloğlu Anadolu Lisesi’nde okuduğum için Almanca biliyordum, ama en baba bölüm derslerini Almanca alacak kadar kendime neden güvendim bilemiyorum. Eğitim ve tecrübe uğruna aldığım o zamanki koşullarıma göre son derece cesur olan bu kararla ilk defa uçağa bindim, ilk defa yurtdışına çıktım ve bunların hepsini kendi başıma yaptım (o zamanlar iPhone ve cepte internet de yok).

Ailende para yoktu nasıl gittin derseniz; üniversite boyunca konser, festival, fuar, gece kulübü gibi organizasyonlarda hostes, tercüman, satış elemanı vs. olarak çalışıp para biriktirdim. Rihanna, Cem Yılmaz, Anadolu Ateşi, Saraydan Kız Kaçırma operası gibi birçok harika etkinliği ücretsiz izlemek ve üstüne para almak gibi süper anılarımın yanında yorgunluktan bayılmak gibi zavallı anılarımın da olduğu bu part-time işler, hayata erken atılıp üniversite boyunca geçimimi sağlamam ve yurt dışına gidebilmem dışında, hayatı ve insanları tanımam konusunda da eşsiz tecrübe oldu. Ama okulla birlikte yürütmek öyle zordu ki iş hayatına başladıktan sonraki klasik “Keşke üniversite yıllarıma geri dönsem” cümlesini asla kurmadım.

Neyse ki yurt dışı gezilerine Viyana’dan başlamak büyük bir şanstı; Avrupa’nın ortasında olduğundan her fırsatta başka ülkelere kolayca gidebildim ve bir senede önceki seyahatsiz yılların tamamının acısını çıkardım 🙂 Artık alışkanlık olmuştu tabii, Erasmus bitip İstanbul’a geri döndüğümde daha çok part-time işte çalışıp daha çok para biriktirdim. Böylece, mezun olur olmaz tüm sermayemi(!) koyup 2 aylık bir eğitim programı için Londra’ya gittim (evet, yine eğitim).

Londra sonrası İstanbul’a döndüğümde part-time işleri bırakıp artık kendi mesleğimi yapmaya başladım. Tarih, Ekim 2010. O zamandan beri de, yıllık izin gezgini olarak “hayal ediyorum, gitmek istiyorum, planlıyorum, gidiyorum”.

Bundan daha güzel bir resmim sanırım hiçbir zaman olmayacak, saçlara bak 🙂

Seyahatlerimi neden yazdığım konusuna gelince; hep sayısal bölümlerde okuduğum halde küçüklüğümden beri hep yazar olmayı hayal edip yazı yazdım ve yazmayı asla bırakmadım. 1994 yılında yazdığım günlüklerim bile var, şaka gibi! Çocukluk hayalim ilk gençlik romanları yazmak olsa da başlangıç olarak gezilerimi yazmaya karar verdim. Bu kararımla bir yerden insanlara ulaşmak ve kimi zaman hayal kurmalarına, kimi zaman hayallerini gerçekleştirecek adımları atmalarına yardımcı olmak istedim. “Sayenizde harika bir gezimiz oldu” şeklinde mesajlar geldiğinde bu yüzden çok mutlu oluyorum.

Almanya’ya taşınırken de benzer şekilde “Ben her şeyi kendi başıma öğrenmek için tırmalamaktan çok yoruldum, benden sonrakiler daha az yorulsun” diye yurt dışıyla ilgili öğrendiğim her şeyi yazmaya başladım. Zaten blogumun adını seçerken ‘Hayat’ kısmını artık zaman ne gösterirse onunla doldururum diye düşünmüştüm, ilk konu yurt dışında yaşam oldu. Almanya’ya taşınacak sanırım herkes bloguma bir şekilde denk geliyor, sonradan tanışma imkanı bulduğum arkadaşlar hep “Aa o blog mu, ben okumuştum” diyorlar 🙂 Verdiğim bilgilerin ‘hayat kurtarıcı’ olduğuna dair mesajlar almak doğru bir iş yapıyorum düşüncesiyle yazmaya devam etme motivasyonum oluyor.

Mühendislik okuduğum ve analist olarak çalıştığım için meslek hastalığı diyebileceğimiz şekilde yazılarımın kurgusuna dikkat ediyor ve ‘ben gidecek olsam ne okumak isterdim’ gözüyle defalarca kontrol ediyorum. Sıkıcı olmamaları için neyi ne kadar ve nasıl anlatmalıyım diye oturup üşenmeden saatlerce düşünüyorum. Sonra “Kocişkomla romantik tatil yaptık, çok da güzeldi” tadındaki hava atma üzerine kurulu bir gezi rehberinin (rehber ?!) veya “Dünyanın en bilmemne şehirleri” şeklindeki kendi görmediği yerleri başka kaynaktan toplama yapıp tık almaya çalışan blog yazılarının da beğenildiğini görünce ‘Ne uğraşıyorsun ki?’ diye kendime kızıyorum. Ama zor olduğu halde çizgimi bozmamaya kararlıyım, yazılarımı okumak için zaman harcayanlar karşılığında bir şey almalılar bana göre. Ortaya çıkardığım şeyin güzel olduğuna önce kendim ikna olmazsam saatlerce bilgisayar başında oturmak için bir sebebim zaten kalmaz.

Münih’te yaşadığım belli olsun diye yerel kıyafetli resmimi de ekleyeyim.

Fatma Ölçücü kimdir ve gezi tutkusu nasıl başlamıştır konulu bilgiler bu kadar 🙂

Ben merak edilmez sanıyordum ama geniş kitlelere ulaştıkça benim şahsi kişiliğimin merak edildiğini de gördüm (nedendir bilinmez). Buyrun o zaman hakkımda daha spesifik birkaç bilgi daha:

– Az konuşup çok dinlemeyi severim. Çok konuşan insanların anlatacak bu kadar şeyi nasıl bir araya getirdiklerini hep merak ederim.

– Sessizliğe önem veririm. Yalnız kaldığında sırf gürültü olsun diye televizyonu açan veya telefona sarılıp birilerini arayan insanlar bana göre uzaylıdır, onlara göre de ben uzaylıyım. Televizyon açmam ve izlemem, kimseyi de ‘öyle muhabbet olsun’ diye arayamam.

– Kadınlar arasındaki kıskançlık rekabetten ve sürekli birbirini süzme durumlarından yorulurum. Makyaj yapıp bakımlı görünmeye çalışırım ama başkalarının bunu nefretle incelemesine gıcık olurum ve size ne diye suratlarına bağırmak isterim. Ben yarım kilo alsam diğer kadınlar hemen fark eder, onlar 30 kilo alsalar ben belki anca fark ederim. Pek uyum sağlayamadığım için genel olarak az kadın arkadaşım vardır.

– Dolaylı anlatımları ve gizli imaları anlayamam. “Bana böyle dediğine göre sanırım böyle yapmamı istiyor” gibi karmaşık şeyleri hiç sevmem, dümdüz söylendiğinde mutlu olurum. Kendim de imalar ve iğnelemeler yapamayıp konu neyse söylerim. Düz düşünürüm ve mantık insanıyımdır, sebep – sonuç ilişkisi kuramadığım konular beni aşar.

– Özel günler ve nezaketen yapılan şeyler özürlüsüyüm. Doğum günlerini aklımda tutmaya çalışsam da bazen unuturum, minnoşkitolar günü gibi hediye almalı günleri sevmem. “Bir şeye ihtiyacın olursa beni ara” gibi nezaketen kurulan cümleleri doğru şekilde kullanan insanlara hayranlık duyarım ama kendim bir türlü yapamam 🙂

– Sağlıklı yemek işlerinden hiç anlamam. Çocukluğumdan beri tatlı ve hamur işi yerim, sebzelerin birçoğunu manavda görsem tanımam. Eskiden arkadaşlarım “İleride kocan karnını doyuramayacak” diye çok yememle dalga geçerlerdi, şimdilerde kocam gerçekten “Yeter, yeme artık” diye şikayet ediyor. Ziyarete gittiğimde ise annem “Kızım hiçbir şey yemiyorsun” der, çok mu yoksa az mı yiyorum emin değilim. Umarım ben de bir gün ‘big mac menü hüpletme’ yerine ‘şekersiz beslenme, glisemik indeksi düşük besinler tüketme, glutensiz yaşam’ gibi karizmatik şeyler yapabilirim.

– Beslenme konusuna ne kadar duyarsızsam spora da o derecede önem veriyorum. Fiziksel anlamdaki zayıflıklarım sinirimi çok bozar, örneğin grip olursam ilaç bile kullanmayarak vücudumu ‘cezalandırırım’. Bu yüzden güç, denge ve esneklik üzerine ağır antrenmanlar yapmaya çalışıyorum, antrenmandan sonra kas ağrısı çekmezsem verimli spor yapamadığımı düşünüyorum. Haftada ortalama 3 kez spora giderim, sadece seyahatte olduğum zamanlarda ara veriyorum.

– Sinir stres yapmayı bilmem. Negatif insanlardan uzak dururum, kimseyle kavga etmem, kavga ortasında kalırsam sakinliğimle karşımdakini döverim. Hayatımda küs olduğum kimse olmamasına önem veririm. Dengeli ruh hali için iyi uykunun önemli olduğuna inandığımdan (biraz da tembelliğimden olabilir) 8 saat uyurum, hafta sonu 10 saate kadar çıkar.

30 yaşıma Hello Kitty temalı sürpriz doğumgünü partisiyle girdim.

– Yazı yazmanın dışında bir sayısalcıyla pek uyuşmayan başka sevip ilgilendiğim şeyler de var. İlki dans etmek; latin dansları ve hiphop kursları aldım ve yeniden almayı da istiyorum. İkincisi ise daha iddialı; keman çalmak. Solak olduğum ve 24 yaşında başladığım halde solak olmayan kemana başladım ve ders alarak ilerlettim. Keman çalan herkes benim için özeldir, keşke ben de öyle olabilsemdir, keman sesi dünyadaki en güzel sestir. Her şeye aynı anda vakit bulamadığım için şu an ara vermiş olsam da, blogumu istediğim noktaya getirdikten sonra yine koşa koşa keman dersi almaya gideceğim. Öyle güzel bir el nasırı, öyle anlamlı bir boyun tutulması bence yok.

– Pembe rengini ve Hello Kitty’yi çok severim. Bu sevgimin büyüdükçe azalması gereken bir şey olduğunu düşünmüyorum, beni mutlu ettiği sürece hayatımda var olabilirler.

İnsanın kendini anlatması zordur ama ortaya biraz bir şeyler çıkarabildim sanırım. Umarım yazılarımı beğenirsiniz ve sizin hayatınıza da ufak bir dokunuşum olabilir. “Güzel bir blog vardı ama ismini unuttum” dememeniz için aşağıdaki hesaplarımı takip ederseniz sosyal medyada ara sıra karşınıza çıkarım 🙂 Kalın sağlıcakla.

Facebook: Hayat ve Seyahat

Instagram: hayatveseyahat

Twitter: hayatveseyahat

Şunlara da göz atmak isteyebilirsiniz:

This article has 35 comments

  1. Dünya Gezgini Çelebi Alper Reply

    Keyifli yazı ve paylaşımlar için teşekkürler. Blogun ismi çok iyi olmuş. Bol seyahatler dilerim.

  2. Onur Reply

    Bir arkadaşımın tavsiyesiyle ilk defa giriyorum blogunuza. Yazılar dediğiniz gibi gidenlerin yararlanmasına yönelik faydalı yazılar olmuş. Umarım daha çok gezersiniz ve çok daha fazla yazı yazarsınız.

    • Fatma Olcucu Reply

      Pek yakında bölümünde bahsettiğim yerlerin hepsine gittim aslında ama çok araştırıp yazmaya çalışıyorum o yüzden yazılar baya geriden geliyor, arayı kapatıcam işalla 🙂 Değerli yorumunuz için teşekkürler..

  3. Kemal Reply

    Blogunu bugun farkettim Fatma. Nefis yazilarinin bir kacini okuma firsatim oldu. Bu kadar detayli ve uzun yazabilen pek yoktur. Kerp going.

    Sevgilerz

    • Fatma Olcucu Reply

      Selam Kemal, çok teşekkür ederim. Yazmak benim birinci hobim ve seyahat etmek ikincisi diyebiliriz. Bu yüzden yazdıkça daha çok yazayım ve daha çok detay vereyim herkesin işine yarasın istiyorum. Beğendiysen ne mutlu bana 🙂

  4. Tolga İldun Reply

    Tebrikler 🙂
    Başarılı bir blog sayfası olmuş.
    Biraz seyahat hikayesi kıvamında ama aradaki detaylı bilgiler güzel 🙂
    22-24 Nisan Venedik e yapacağım ilk seyahatimde tavsiyelerinizi hatırlayacağım…Fakat şu havalimanı otel arası yolculuk kıl bir durum gibi 🙂 Bakalım umarım herşey çok güzel olacak.

    • Fatma Olcucu Reply

      Tesekkur ederim 🙂 pek hikaye anlatmadan bilgi odakli olmaya calisiyorum aslinda, ama bir yandan da sıkıcı olmamak lazim begendiginize sevindim. Transfer hic sorun olmaz merak etmeyin, ulasim kisminda yazdiklarimi incelemeniz yardimci olabilir. Iyi eglenceler simdiden 🙂

  5. Şahin Emre KORKUTAN Reply

    rotasizseyyah.com blog’unun sahibi bir gezgin ve nedense hikayenizin başlangıcını onunkine benzettim. Umarım sizin de sonunuz benzer. :))

  6. cansever Reply

    Her şey olması gerektiği gibi. Tebrik ederim. Anlattığınız yerlerin bir kısmını gördüm gezdim. Bazı yerleri atlamışım sayende öğrendim. Venedikte istanbuldan götürülen 4 bronz at için tarihimize sahip çıkamıyoruz eleştirisinde bulunmuşsun. 1453 de istanbul fethedildi 1200 lerde sahip çıkamayan bizanslılar oluyor 🙂 Başka yazılarını özellikle Petersburgu bekliyorum. bi de cüba yı :))

    • Fatma Olcucu Reply

      Cok tesekkur ederim 🙂 St. Petersburg sirada bekleyen yazilarim arasinda, haberdar olmak icin mail listesine kaydolabilir veya facebook.com/hayatveseyahat sayfasini takip edebilirsin.

  7. sıla kayahan Reply

    yazılarınız çok akıcı ve sade.. gereksiz bilgi kirliliği yok.. sıkılmadan okuyorum hepsini..gezi yazılarında insanlar saat kaçta uyandıklarına kadar çok gereksiz bilgiler paylaşıyolar. işimize yarayacak bilgileri aralarından bulup çıkarmak zorunda kalıyoruz.. ‘simple is beatiful’ deyip sevgiler gönderiyorum..

    • Fatma Olcucu Reply

      Cok tesekkur ederim ben de aynen sizin gibi dusunuyorum. Kendimle ilgili detaylar paylasmak, askim veya prensesim gibi surekli esten cocuktan filan bahsetmek bence de bir gezi yazisi icin gereksiz, o yuzden “ben oraya giderken ne ogrenmek isterdim” diye dusunup yazmaya calisiyorum. Akiciligi icin de ekstra cabalarim var tabii, wikipedia olmaya calismiyorum sonucta 🙂 Begendiginize cok sevindim umarim takipte kalmaya devam edersiniz. Sevgiler cok cok.

  8. Haydar GÜL Reply

    Yazılarınızı okurken Çelebi Alper gelmişti aklıma. Yorumlarda gördüm gerçekten çok iyisiniz. Yazılarınız akıcı ve bilgilendirici. İnşallah balayımızda çok yararlı olacak. 🙂

  9. Elif Fettahoğlu Salih Reply

    Merhaba, blogunuz ailece gideceğimiz ilk yurt dışı seyahatimiz olan Roma-Floransa gezimiz için araştırma yaparken rastgele karşıma çıkmıştı. Hangi kelimelerle arama yaptığımı hatırlamıyorum ama ilk sırada sizin sayfanız vardı ve ben sonrasında defalarca dönüp dönüp okumuştum rehberinizi yüzlerce blog olmasına rağmen. Verdiğiniz bilgiler çok işlevseldi, çok faydasını görmüştük. Şimdi yeni rotalar için hemen bakıyorum ne demişsiniz 🙂 Emeğinize sağlık , teşekkürler 🙂

    • Fatma Olcucu Reply

      Merhaba, hem ilk gezinizde faydam dokunduguna hem de sonrasi icin oncelikli kaynaginiz olduguma cok sevindim. Umarim cok cok gezersiniz benim yazilarim da hep isinize yarar 🙂 Sevgiler

  10. Sevda Şahin Reply

    Merhaba, Sri Lanka yemekleri yapan bir kanalı izlerken ülkeyi merak edip google hocaya yazmamla sizin blogunuzu keşfetmiş oldum. Acayip doyurucu bir Sri Lanka tanıtımı okuduktan sonra sizi merak edip bu sayfaya geldim. Çok etkilendiğimi itiraf etmeliyim, tebrikler falan yazmayıp direkt ‘ helal olsun ‘ diyeceğim. Bloger takip butonunuz yok sanırım, google + dan takibe aldım ama bilgisayardan pek anlamam , inşallah yeni yayınlarınızı haber verir bana google amca. Kolay gelsin, bol gezmeler, belki bir gün bir yerde karşılaşıveririz 😀

    • Fatma Olcucu Reply

      Merhaba, ne güzel yazmışsınız teşekkür ederim 🙂 Linkini verdiğim sosyal medya hesaplarımı takip edebilirsiniz, yeni yazıları Facebook, Instagram ve Twitter’dan duyuruyorum.

  11. Beyza Reply

    Ellerinize sağlık! Singapur’a gideceğim ve sizin yazınıza bayıldım. Youtube kanalı açmayı düşünmediniz mi?

  12. Sümer Özvatan Reply

    Merhaba, Google’a “Alsace” yazdım ve ardından kendimi sizin keyifli gezi yazılarınız arasında dolaşırken buldum. “Hakkımda” sayfasını 24 yaşındaki kızıma, yaşamını şekillendirmekte olduğu bu yıllarda faydalı olacağına inandığım için az önce e-posta ile gönderdim. Kendim için de Ekim 2018’de yapacağım Floransa ve Roma gezileri için ilgili gezi yazılarınızın çıktılarını aldım, satır satır okuyacağım. Alsace, o daha sonraki yıllar için küçük bir araştırmaydı, (ileride aradığımda kolayca bulabileyim diye) o yazınızın sadece ilk sayfasını çıktı aldım. Saygılarımla.

    • Fatma Olcucu Reply

      Merhaba, güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Gezi planlarınıza yardımcı olmanın yanında benden birkaç yaş küçük kızınıza güzel bir örnek olarak gördüğünüz için de ayrıca mutlu oldum. Umarım sonraki tatillerinizde de hep yardımcı olabilirim.

  13. Sumru Caliskan Reply

    Hem Endüstri mühendisi hem solak hem de Almanya’da yasayan bir seyahat blogu sahibi… Bu yaziyi okumadan bu kadar cok ortak özelligimiz olacagini dusunmemistim sevgili Fatma:) Blogunda basarilar diliyorum. Allgäu’dan selamlar…

  14. Hasan Dönmez Reply

    Fatma Hanım merhaba,
    İstanbul Masterları Atletizm Kulubü üyesiyim ve maraton yarışlarına katılıyorum. Son üç yılda sırasıyla Berlin, Rotterdam ve Milano maratonunu koştum. 2018 de 14 Ekim’de yapılacak Münih Maratonunu koşmayı planladım. Münih hakkında araştırma yaparken sizin blogunuza rastladım ve bana faydalı olacak bilgileri okudum. Teşekkürler.

  15. Didar Toksavul Reply

    Bundan böyle takipçinizim. Fırsat buldukça eski yazılarınızı ve siz paylaştıkça yenilerini okuyacağım. Anlatımınız çok hoşuma gitti. Bende kendi kararımca bir şeyler yazmaya çalışıyorum. Bu fırsat ile sizi bloguma göz atmaya davet edeyim. Yapıcı eleştirilerinizi duymak isterim doğrusu. Selam ve sevgilerimle.

    • Fatma Olcucu Reply

      Merhaba, teşekkür ederim yazılarımı beğendiğinize ve takipte kalacağınıza sevindim. Blogunuz oldukça güzel, elinize ve emeğinize sağlık. Sevgiler

  16. Gulnur Reply

    Sanki yazılarınızı okuyor değilde dinliyor gibiyim.
    Çok samimi ve içten bir anlatım. Siz bizim gibi çok gezip de yazamayan mühendislerin kalemi olmuşsunuz. Tebrikler. 🤗

    Bu arada Dirndl çok yakışmış nerden aldınız? Amaç Octoberfest‘e hazırlık 😊 Baden-Württemberg’den Sevgiler 💐

    • Fatma Olcucu Reply

      Guzel yorumunuz icin tesekkur ederim, cok sevindim. Bu sayfaya ekledigim fotodaki Marjo Dirndl diye bir marka, bu seneki Oktoberfest icin ben de yeni kombinler pesindeyim bakalim ne bulacagim 🙂 hayatveseyahat instagram sayfasinda kesin paylasirim, oradan takip edebilirsiniz.

  17. Emrah Reply

    Çok güzel bir site, güzel yazılar, güzel fotoğraflar her şey çok güzel. Blogunuzla yeni tanıştım her hecesine kadar okuyacağım sanırım. Teşekkürler ve tebrikler!

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *