Gezi rehberleri ile başlayıp 2016 yılında Almanya’ya taşındığımdan beri Almanya’da yaşamla ilgili gözlemlerimi de paylaştığım bu blogda, kendi hayatımda neler olup bittiğini daha detaylı anlatmam konusunda sıkça istek alıyorum. Veya instagram hesabımda (hayatveseyahat) kendimle ilgili iyi veya kötü bir şey yazıp görüşlerimi aktardığımda, benzer durumdaki pek çok kişiye fikir verip ilham olabildiğimi görüyorum.

O yüzden -pek huyum olmasa da- bu yazımda size komple kendi hayatımdan ve birkaç gün önce aldığım istifa kararımdan bahsedeceğim. Yeni bir iş şu an için bulmadım, çılgınlar gibi iş arama niyetim de açıkçası yok.

Peki ne oldu? Genelde böyle sonuçlarını hiç düşünmeden apar topar verilen istifa kararlarının arkasında ya çok kötü bir müdür ya da çok ağır çalışma şartları olur değil mi, bende hiçbiri yoktu. Yazının başlığını görür görmez pek çok kişinin aklına geldiğini tahmin ettiğim son zamanların trendi “İşinden istifa edip yollara düştü” konseptine atılmayı da şimdilik düşünmüyorum, yani sebep tam zamanlı gezgin olma isteğim de değil.

Öyleyse nedir anlatayım. Konuyu bugüne getirebilmem için olayın taa en başına, eşimle yurt dışına taşınmaya karar verdiğimiz 2014 – 2015 yıllarına gitmemiz gerekiyor. Detaylarını Gidiyorum! yazımda anlattığım üzere önce Dublin ve Londra’ya çok sayıda başvuru yapmış, sonra oralardan bir şey çıkmayacağına kendimi -istemeden de olsa- ikna edince rotamı Almanya’ya çevirmiştim.

Son cümlede sadece iki kelime olarak geçen ‘başvuru yapmak’ aslında hiç kolay bir şey değil, yani bir buton var ve oraya basıp zaten hazır olan CV’nizi gönderince olup bitiyor gibi bir durum yok. Çeşitli sitelerden sürekli yeni ilanları takip etmek zorundasınız, çünkü özellikle benim kovaladığım dev şirketlerde birkaç gün geç başvuru yaptığınız bir ilan için hiç şansınız olmuyor ve daha önce başvuranlarla çoktan sürece başlamış oluyorlar.

Uygun ilanı bulduktan sonra hemen hemen her şirket sizi kendi sitesine yönlendiriyor, her sitede profil oluşturup soruları tek tek yanıtlamanız gerekiyor. En az 8 karakter olup büyük küçük harf ve sembol içermesi gereken daha güçlü parola, tıklanması beklenen email aktivasyon linki, motivasyon mektubu, maaş beklentisi gibi komple birbirinin aynısı olan şeyleri defalarca yapıyorsunuz. Sonlarda zaten “Çalışma izniniz var mı?” şeklinde bir soru çıktığında “Yok” seçeneğini işaretlerken çabanızın çok büyük ihtimalle boşuna olacağının hayal kırıklığıyla başvuruyu tamamlıyorsunuz.

Birkaç gün sonra gelen cevap genelde “We are sorry to inform you..” şeklinde oluyor, veya hiçbir cevap alamıyorsunuz. Olur da olumlu bulup telefon görüşmesi için sizinle iletişime geçerlerse bu sefer de şirketle ve işin içeriğiyle ilgili araştırmalar yapıp “Neden seni işe almalıyız?” veya “Şöyle olsa nasıl tepki verirdin, geçmişinden örnek ver” gibi size sorabilecekleri her türlü soruya hazırlanmaya çalışıyorsunuz.

Kendimden örnek verirsem; Google ile yaptığım görüşmeler için YouTube partnerliğinin bütün koşullarını, Facebook görüşmem için Facebook’a şikayet gönderdiğinizde sürecin nasıl işlediğinin her bir detayını, LinkedIn görüşmem için Premium üyelik sistemini günlerce öğrenmeye çabalamıştım. Bu kadar bilindik olmayan şirketlerle diğer görüşmelerimde ise borsa web sitelerinin detayları gibi hiç alakam olmayan farklı alanlara sıfırdan hakim olmam gerekmişti.

Elbette bunları İstanbul’da zaten yorucu olan bir işte çalışırken yaptığımı (akşamları ve hafta sonlarımı komple harcadığımı) ve her şeyin kendi dilim olmayan bir dilde (İngilizce) işlemesinin gerektirdiği ekstra konsantrasyonu söylemeye gerek bile yok. İşten eve gelip “Zaten tüm gün/hafta çalıştım, şimdi dinleneceğim” gibi bir ‘lüksüm’ bu süre zarfında hiç ol(a)madı yani.

Sonuçta her seferinde “vakit ayır, umutlan, çalış, görüş, umutların sönsün” şeklindeki süreç bir yıldan uzun sürdü. Yurt dışına gitmeyi o kadar kafama koymuştum ki her seferinde tekrar kendimi motive edip uğraşmayı sürdürdüm, ama bir yandan da sonuçta ‘insan’ olduğum için yavaş yavaş tükenmeye başladım.

O yüzden Almanya’ya taşınmamı sağlayan ve şu an çalıştığım şirket beni görüşmek için Münih’e davet edince her zamanki gibi yine umutlandım, telefon görüşmesini geçmiştim ve artık son aşamaydı. Ama o kadar bitiktim ki, eşimle konuştuk ve ‘bu da olmazsa artık vazgeçmem gerektiğine’ birlikte karar verdik. Eşim uluslararası bir şirkette çalıştığından kendi şirketinin yurt dışındaki pozisyonlarını takip edecekti ve onun aracılığıyla gitmeyi deneyecektik. Benim çalıştığım bilişim alanında Avrupa’da eleman açığı bulunduğu için öncelikle ben denersem daha hızlı olur diye düşünmüştük ama olmamıştı.

Bütün kapıların yüzünüze kapanıp bütün ümitlerinizin tükendiği noktada tam önünüzdeki kapı açılır ve açılan kapıdan içeriye ışık dolar ya, görüşmenin sonunda işe kabul edildiğim söylendiğinde benim de dünyama yepyeni bir ışık doğdu. Başarmıştım!

Sonrasında Türkiye’deki işimi, evimi ve hatta eşimi arkamda bırakarak tek başıma yepyeni bir maceraya atılmış oldum. O işe kabul edilmek öyle zor bir şeydi ki bana sunulduğunda havada kapmak dışında bir şansım elbette yoktu. Yeni düzenime alışmak ve koşturmacalarla uğraşırken ilk başlarda fazla düşünmeye de vaktim olmadı, öğrenmeye ve elimden gelenin en iyisini yapmaya odaklandım.

Ama bir yandan içim içimi yiyordu; çünkü ben etrafta olup bitenleri anlamıyordum ve işimle ilgili yeterliliğe sahip olmadığımı düşünüp duruyordum. Hem de ilk 6 ay deneme süresi olduğundan işyeri beni işten çıkarmak isterse 2 hafta içinde geri Türkiye’ye dönmem gerekecekti.

6 ay gerçekten bitmek bilmedi, son gününe kadar “Bugün gelip beni işten çıkardıklarını söyleyecekler” endişesiyle yaşadım. Çünkü işimi -bana göre- iyi yapamıyordum ve bunu birileri anlayacaktı. Ancak korkulan olmadı ve deneme süresini tamamladım. Artık daha rahat olabilirdim, Almanya’da deneme süresi dolduktan sonra birini işten çıkarmak son derece zordu.

Daha rahat oldum, ama daha mutlu olamadım. Yaptığım işi kesinlikle sevmiyordum…

Kendimi dibe çekmemek için olumlu yönlere odaklanmaya çalıştım. Çalışma temposu çok rahattı, istediğim saatte girip çıkmama karışan yoktu, çalışma arkadaşlarım ve müdürlerim çok iyiydi, spor salonu bile vardı 🙂 Şirket güçlüydü ve hızla büyüyordu, hatta borsada hisseleri o kadar değerlendi ki Almanya’nın en değerli 30 şirketi arasına girerek bir anda Almanya’daki herkes tarafından tanındı. Önceleri sektörün dışındaki insanlar şirketi bilmezken bu gelişme üzerine orada çalışıyor olmak herkeste ‘wow’ etkisi yaratmaya başladı. Üstelik çok sevdiğim Münih’te yaşamamı bu işe borçluydum, onu sevmemem nankörlük değil miydi?

Neyse ki bu düşüncelerle kendimi ikna edip işe devam edebildim, mutsuzum diye oturup ağlar ve pes edersem basit yolu seçmiş olurdum. Artık nasılsa Almanya’ya geldim ve çalışma iznim var diye yeni iş bakabilirdim, ama o dönemde yeni bir işe girip tekrar 6 ay deneme süresi stresini yaşamaya hiç hazır değildim. Üstelik işler kötü giderse ve o yeni işten çıkarılırsam Almanya maceram yine riske girecekti.

Neden ‘o dönemde’ böyle bir riske giremezdim, çünkü benden bir sene sonra eşim de Türkiye’deki işinde yurt dışı için uygun bir pozisyon çıkmayacağını gördü ve istifa edip yanıma geldi. Almanca kurslarına gidecek, başvurular yapacak ve sonra Almanya’da iş bulacaktı. Daha net söylemek gerekirse, artık eve tek maaş girecekti ve o maaşla ilgili herhangi bir tehlike olmaması her zamankinden daha önemliydi.

Şirketteki ikinci yılım böyle geçti. Elbette artık daha uzun süredir şirkette olduğumdan bilgi seviyemin artmış olması gerekiyordu ve bana verilen sorumluluklar artıyordu. Her sabah şirketimin aslında birçok iyi yönü olduğunu ve şu an zaten çalışmaya devam etmek zorunda olduğumu kendime hatırlatarak ‘bugün şu konudaki eksiğini kapatmak için şu dokümanları okuyacaksın’ gibi hedeflerle işe gittim ve her akşam ‘bugün böyle böyle olduğu için yapamadım ama yarın kesin yapacağım’ diye hedeflerimi bir sonraki güne erteledim. Beynim resmen “Ben bunu öğrenmek istemiyorum!” diye direniyordu ve ben bu direnişi alt edemiyordum.

Tüm bu süre boyunca işimde yeterli olup olmadığımla ilgili hiçbir geri bildirim alamadım, yöneticilerim bir şekilde bu konuyu benim departmanımdaki herkes için atlamışlardı. O yüzden ‘acaba gerçekten öyle mi görünüyorum’ veya ‘geliştirmek için ne yapabilirim’ konusunda bana destek olacak kimse yoktu. Sadece, birlikte çalıştığım yazılım ekibinin beni sevdiğini ve benimle çalışmaktan mutlu olduğunu biliyordum, ayrıca işlerini yapabilmeleri için bana ihtiyaçları vardı. Yani bir şeyler yapıyordum ve kötü değildim; ama yaptığım işleri en iyi şekilde yapayım diye çaba sarf edemiyordum ve edebilmeyi çok istiyordum. Çünkü hem önceki iş tecrübelerimden hem de özel hayatımda çevremdeki herkesin söylediklerinden yola çıkarak ortalama ile yetinecek bir karakter olmadığımı biliyordum. Yine de işi sevmediğim için daha fazlasını yapmak için uğraşamıyordum. Neden uğraşmadığıma dair sonra kendime kızsam da hiçbir şey değişmiyordu. Çıkmazdaydım…

İkinci senenin sonuna yaklaşırken o zamana kadar yöneticilerimden hiç alamadığım geri bildirimi dolaylı yoldan almış oldum. Benimle yakın zamanda işe başlayan birçok kişi terfi ettirilirken ben ettirilmedim. Sebebini sorduğumda net bir cevap alamadım ama benim tarafımda cevabı zaten netti; demek ki gerçekten ‘ortalama’ bir çalışandım.

Terfi konusu belki çok önemli değildi, ama yine de ben kendimi her motive etmeye çalıştığımda karşıma çıkmaya başladı. Önceden “ben onları sevmiyorum” şeklindeki olumsuzluğa artık “zaten onlar da beni sevmiyor” eklendi. Öyleyse neden hala oradaydım? Çünkü öyle gerekiyordu. Ama hayır hayır, çünkü orası iyi bir şirketti ve ben iyi yönlerine odaklanabilirdim, böylece sevdikçe işimde daha iyi olurdum ve herkes bunu görürdü, insanlar gördükçe ben daha motive olurdum ve sorunlar çözülürdü.

Ne yazık ki hiçbir şey çözülmedi. Devam eden süreçte şirkette organizasyonel değişiklikler oldu ve benim bulunduğum departmandaki görev tanımları komple değişti. Bu değişiklikle birlikte yeni bir ekibe geçtim ve… her şey daha kötü oldu. Sevmediğim sorumluluklar artık tek sorumluluğum haline geldi, biraz daha severek yaptığım şeyler ise görev tanımımın komple dışında kaldı.

Ben artık kendimi motive edecek bir şey bulmakta iyice zorlanırken güzel bir gelişme oldu ve eşim iş buldu. Onun 6 ay deneme süresi biterken benim artık yeni bir iş arayabileceğim şeklinde süreci planladık, en azından onun işi garanti olursa ben risk alıp yeni bir işe başlayabilirdim, 6 ayı geçemezsem de en azından onun işi sayesinde Almanya’da oturma iznimizi koruyabilirdik ve bu sefer onun maaşıyla geçinebilirdik. (Anlaşılması için ek bilgi: Evli çiftten en az biri çalışıyor olmalı ki çalışma vizesi sayesinde oturum izni olsun, ikisi birden çalışmazsa izin iptal oluyor. ‘En az biri’ dedim, çünkü eş durumundan diğer kişi çalışmasa bile birlikte ikamet edebiliyor.)

Başka güzel bir şey daha oldu; ben Almanya’da yeterli süreyi doldurduğum için kalıcı oturum iznine başvurdum ve aldım. Bunun anlamı şu; önceki oturumum çalışma izni üzerinden olduğu için çalışmazsam Almanya’da ikamet iznim olmuyordu, kalıcı oturum izninde ise iş konusuyla bağ kopup her türlü orada oturum izniniz oluyor. Yani eşimin işi üzerinden tekrar aile birleşim vizesi başvurusu filan olaylarına girmeme bile gerek kalmadı, kendimi sağlama aldım.

Eşimin işyerinde deneme süresi dolarken benim artık mutsuzluğum tavan yapmıştı; girdiğim toplantılarda konuşmuyor, fikrimi belirtmem gereken yerlerde oralı olmuyor, anca bana bir şey verilirse yapıyor ve kimse bana soru sormasın diye her yöntemi deniyordum. Kendimi ortalama çalışan konumundan vasat çalışan olmaya düşürmüştüm ve düzeltmek için hiçbir çaba gösteremiyordum. Orada bulunduğum her gün benim için kayıptı artık, kendimi köreltmekten başka bir işe yaramıyordu. Tamam karışan edenim yoktu, rahattım, insanlar iyiydi ve benim işimi isteyen belki yüzlercesi dışarıda bekliyordu. Ama bunlar yeterli miydi?

Eşimle anlaştığımız şekilde ben iş başvuruları yapmaya başladım, ancak Almanya’da süreçlerin aşırı yavaş işlemesi her alanda büyük sıkıntı ve iş başvurularında da bu durum ne yazık ki geçerli. Ayrıca istifa ettikten sonra 3 tam ay ihbar süresi bulunuyor. ‘3 tam ay’ şu demek; istifa ettiğiniz ay sayılmıyor ve bir sonraki aydan itibaren 3 ay başlıyor.

Hesapladık; ben başvuru yapıp iş bulacağım, istifa edince belki ay başında bir güne gelecek ve o ayı kaybedeceğim, sonrasında 3 ay kalacağım derken benim 5 – 6 ay daha işime devam etmem gerekiyordu. Neden daha erken başvuru yapmaya başlamadın derseniz, yazının başında söylediğim gibi başvuru yapmak emek isteyen bir süreç ve işler kesinleşmeden ben o sürece girmek istemedim.

Ama benim artık tüm motivasyonum tükenmişti, 5 – 6 ay daha nasıl devam ederdim? Edemeyeceğime karar verdik ve o sırada bitmekte olan Ekim ayının son günlerinde ben süreyi bir ay daha uzatmamak için apar topar istifa ettim. İhbar sürem dolup ayrıldığımda şirkette tam 3 yılı tamamlamış olacağım.

İstifa ettiğim bilgisi şirkette dalga dalga yayılmaya başlayınca herkesten gelen ilk soru elbette sonraki işim olmaya başladı. “Yok” dedim, “Bir şey bulmadım”. 3 aylık ihbar süresi boyunca iş kesin bulacağıma dair teselli etmeye çalıştılar, oysa böyle bir teselliye hiç ihtiyacım yok.

Peki hiç korkmuyor muyum? Zaten yabancı bir ülkedeyim ve her şey daha zor, hiç iş bulamazsam ne olacak? Veya sırf bir yerde çalışıyor olmak için bir işe girersem ve işi sevmemeye ek olarak şimdiki işimde iyi olan rahatlık, iyi arkadaşlar gibi şeyleri de bulamazsam?

almanya'da iş hayatı

Elbette tüm kötü senaryoları defalarca düşündüm ve istifa dilekçesini vermeden önceki birkaç gece hiç uyumadım. Evet belki her şey kötü gidecek ve ben çok pişman olacaktım, ama risk alıp denemez ve sırf ‘daha güvenli olduğu için’ mutlu olmadığım bir şeye devam edersem bu zamana kadar inandığım her şeye aykırı davranmış olacaktım. Şimdiye kadar devam ettim çünkü geçerli sebeplerim vardı, ama eşimin işi ve her zamanki desteğiyle birlikte o riski alabilecek biraz daha iyi bir noktaya gelmiştim ve artık doğru zamandı.

Neydi inandığım şeyler? Bir; seni mutsuz eden şeyleri hayatından çıkar, çünkü yalnızca bir kez yaşıyorsun ve hayat çok kısa. İki; hayatın boyunca güvenli sularda yüzüp konfor alanında kalırsan kendini asla geliştiremezsin. Üç; en güzel şeylere yalnızca çok emek verip risk alarak ulaşabilirsin.

Evet, kararımı vermiştim. İstifa dilekçemi götürüp İnsan Kaynakları’na teslim ettim ve süreci başlattım.

Şimdi ne olacak?

Açıkçası hemen iş bulmalıyım gibi bir panik halinde değilim, önceden yaptığım başvurularım zaten vardı ve ilgimi çekecek ilanlar gördükçe de başvurmaya devam ediyorum. Şu anki işimde kazandığım tecrübeyle neyi sevmediğimi artık biliyorum ve ilan bendeki nitelikleri birebir anlatıp bana çok uysa da ‘ben bunu sevmem’ diye başvurmadığım çok oluyor. Hatta bir yandan “İnşallah bir süre bulamam da evde oturup eksik kalan blog yazılarımı tamamlarım” diye düşünmüyor değilim 🙂

Bu arada, maddi olarak güvendiğim bir yer veya birisi yok, sadece bahsettiğim üzere eşimin işi var. Hayatımda hiçbir zaman maddi olarak sırtımı yaslayabileceğim bir yer olmadı, eşimin de yok. Sadece ikimiz varız ve şimdiye kadarki süreçte olduğu gibi bundan sonrasında da birbirimize destek olarak sıkıntıların üstesinden gelebileceğimize inanıyoruz.

Durumlar böyle. Yurt dışına taşınmak önceliğim olduğu için o önceliği tehlikeye atabilecek herhangi bir hamleden kaçındım ve bu önceliğimi garantiye alınca aksiyon alma vaktim geldi. Şimdi daha mutlu olabileceğim bir iş bulmaya çalışacağım, ama bulamazsam da bunun sorumluluğunu aldım ve sonuçlarına kendim katlanacağım.

Hani bana hemen her gün “Almanya’da yaşamak istiyorum ama zor mu?” diye soruyor veya “Ne kadar güzel hayatın var, keşke senin yerinde olabilsem” diyorsunuz ya, hiçbir şey kolay değil ve ben bu güzel hayatı yaşayabilmek için dişimle tırnağımla kazımaya hiç durmadan devam ediyorum. Bundan sonrası için şans ve başarı iyi dilekleriniz varsa alırım 🙂

Umarım benim yaşadığım süreç ve attığım adımlar size kendi hayatınızı ve kararlarınızı gözden geçirmeniz konusunda ilham verebilir, yazımı beğendiyseniz lütfen sevdiklerinizle paylaşın.

Yeni gelişmelerden haberdar olup yeni yazılarımı kaçırmamak için Hayat ve Seyahat’in aşağıdaki hesaplarını takip etmeyi unutmayın! 🙂

Instagram: hayatveseyahat

Facebook: Hayat ve Seyahat

Twitter: hayatveseyahat

(451)

This article has 18 comments

  1. Milesfordreams Reply

    Fatma’cım öncelikle yeni kararınla birlikte isteidgin kapilar onunde acilsin.
    Seni o kdr iyi anliyorum ki, yetersiz ya da mutsuz hisseitigin bir iste calismak kadar kotu bir sey yok su hayatta hele de one shot bir yasama hakkimiz oldugunu dusununce.
    En guzelini yapmissin. Bir sure arın, takıl blog yaz ne guzel. Evde de kabarik bir to do listin olduguna eminim. Almanyaya tasinirken verdigin cesur karar gibi bir karar vermissin. Daha once basarmistin. Bu sefer de basaracagina eminim.

    • Fatma Olcucu Reply

      Cok tesekkur ederim Ozdencim, hemen baska ise baslar miyim yoksa biraz takilir miyim bilemedim. Aslinda to do list’i kolaylamak icin takilmak iyi olurdu ama sanirim duramam 🙂 Bakalim neler olacak

  2. Gizem Reply

    Bol şans. Siz kendinizi bukadar iyi taniyip mutlu olmak icin elinizden geleni yaptiginiz surece eminim hersey yolunda gidecek. Bu ciktiginiz yolda da cok seyler ogrenecek ve bizlere ilham olacaksiniz. Sevgiler.

  3. Alpaslan Reply

    Hayırlısı olsun, merak etmeyin her zaman iyi bir iş bulabilirsiniz zaten birikiminizle, önemli olan orada mutlu olmanız tabiki, inşallah herşey gönlünüze göre olur 🙏🙏

  4. Aynur Reply

    Hayırlısı olsun Fatma hanım hep savunduğum birşey vardır bir işte ne kadar para alırsanız alın huzurunuz yoksa hiç bir önemi yok bence çok iyi yapmışsınız sonuçta dediğiniz gibi risk almadan olmuyor bu işler umarım en doğru zamanda hayalinizdeki işi bulursunuz sevgiler 🐞🍀

    • Fatma Olcucu Reply

      Haklisiniz bence de hayattaki her sey bizim mutlulugumuz icin olmali yoksa devam ettirmenin bir anlami yok. Bundan sonrasi icin hayirlisi 🙂

  5. Onur Reply

    Fatma yazını çok beğendim. Bende benzer şartları ve duyguları taşıyorum ve 2019 benim için yine bir mücadele yılı olacak gibi görünüyor.
    Biliyorsundur diye düşünüyorum fakat yine de söyleyeyim. 3 aylık sperrzeit dan sonra 6 ay süreyle işsizlik maaşı alma hakkın var. Tabi umarım o zamana kadar istediğin gibi bir seçenek karşına çıkar.
    Kalıcı oturum çok önemli, zaten Almanca biliyorsun ve IT sektöründesin. Senin için iş bulma sürecinin hiç zor olacağını sanmıyorum :).

    • Fatma Olcucu Reply

      Mücadele hiç bitmiyor ki zaten 🙂 Evet işsizlik maaşı durumlarını biliyorum ama ona kalmaz gibi geliyor bana da. Bakalım.

  6. İlhami Reply

    Hayatın bize sunduğu ile bizim hayattan beklediğimiz bazen birbiriyle örtüşmeye bilir. Onun için yılgınlığa hiçbir zaman düşmemek lazım. Mücadeye devam…. Allah her herşeyi gönlünüze göre versin

  7. Can Reply

    Bir mühendis adayı olarak her şeyin istediğiniz gibi olmasını dilerim. Umarım hayattan ihtiyacınız olan her şeyi alırsınız.

    • Fatma Olcucu Reply

      Tesekkur ederim, ben de size is hayatina guzel bir baslangic diliyorum. Gerektiginde cesur kararlar alabilmek icin kendinizi lutfen iyi gelistirin.

  8. Gökce Reply

    Münih`teki isimde ilk ayim bitti.Ve 1 aydir ne kadar yetersiz oldugumu ,6 ayi dolduramayacagimi dusunuyordum ki yazini okudum.O kadar iyi geldi ki ;yeni is ,yeni ulke ,yeni dusunceler konusunda yalniz olmadigimi bilmek.
    Bence en iyi karari vermissin (Burda siz demeyecegim bu yazida kendime yakin hissettim:)).Bu yaslardayken alinabilecek butun riskler alinmali ki Ilerde iyikilerimiz keskelerimizden fazla olsun.
    Yolun acik olsun,eskilerin deyisiyle Allah gönlüne göre versin.
    Sevgiler

    • Fatma Olcucu Reply

      Tesekkur ederim, bizim gibi dusunen o kadar cok kisiden mesaj aldim ki kesinlikle yalniz olmadigimizi soyleyebilirim. Sizin de nasil ilerleyeceginiz zamanla belli olacaktir, daha cok yeniymis acele etmeyin. Bol sans dilerim

  9. Ece Reply

    Sanki kendi hayatimi okudum gibi irkildim. O kadar parallel ki. Hatta ben de Munih’te yasiyorum ve dediginiz surecteyim su da dolsun bu sureyi de atlatayim. Boyle boyle de omur geciyor. Umarim ben de cesaret bulabilirim. Bu surecte kimse beni anlamazken sizin yaziniza denk gelmek .. sanki bana yazmissiniz gibi hissettim ☺️ Yolunuz acik olsun. Sevgiler Ece

    • Fatma Olcucu Reply

      Umarim sizin icin de dogru kararlari vermek icin dogru zaman yakindir. Yurt disina tasindiktan sonra her sey harika olmak zorunda gibi bir durum yok, kendinizi asla yalniz hissetmeyin. Sevgiler

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir