Almanya’ya taşınma hikayemizde eşimin yaşadıklarını öğrenmeniz için başladığımız yazı dizisinin ilkinde Kariyeri Bırakıp Bilinmeyene Yol Almak başlıklı süreci anlatmıştık. Elbette karar verip yeni bir hayata başlamak güzel, ama bu karar yabancı bir ülkede yaşamaksa o ülkenin dilini öğrenmek başlı başına bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Ben kendi sektörümde (bilişim) İngilizce ile iş bulduğumdan ve Almanca’yı iyi denebilecek seviyede bildiğimden (lisede öğrendim ve bir yıl Avusturya’da okudum) tek bir gün bile oturup Almanca çalışmışlığım yoktur. Ama eşim için durum tam tersiydi; çünkü hem Almanca bilmiyordu hem de iş bulabilmesi için öğrenmesi gerekiyordu.

O yüzden şimdi en zorlayıcı ve sizden gelen mesajlar doğrultusunda en çok merak ettiğinizi anladığım Almanca öğrenme serüveniyle karşınızda, sözü ona bırakıyorum.

Önce ‘basit’ bir iki kelime ile giriş yapalım 🙂

almanca öğrenmek zor mu

Almanca öğrenmeye başladığınızda böyle kelimeleri görüyor ve gerçekten var olduklarına inanmak istemiyorsunuz.

Almanca öğrenmeye başladığınızda yukarıdaki Arbeiterunfallversicherungsgesetz gibi kelimelerle karşılaşıp asla Almanca öğrenemeyeceğinize dair umutsuzluğa kapılıyorsunuz. Fakat zamanla bu upuzun kelimelerin aslında yan yana yazılmış basit kelimelerden oluşan birleşik kelimeler olduğunu ve kelimenin tamamını okumaktansa bu küçük kelimeleri seçip onları okumanız gerektiğini öğreniyorsunuz. Böylece artık gözünüz korkmuyor ve bir süre sonra Almanca profesörü gibi hissederken kelimenin tamamını bir çırpıda okuyabiliyorsunuz. “Peki ama ne kadar süre sonra?” dediğinizi duyar gibiyim. Bu yazıda sizi kendi Almanca öğrenme hikayemden yola çıkarak Almanca ne kadar sürede öğrenilir ve işin maddi boyutu ne kadar tutar hakkında bilgilendireceğim.

Fatma’yı Almanya’ya yerleştirdikten sonra İstanbul’a dönmüş ve hayatıma kaldığım yerden tek başıma devam etmeye başlamıştım. Önümüzde nasıl geçeceğini, ne kadar süreceğini ve nasıl sonuçlanacağını bilemediğimiz bir dönem vardı. Ben mi Almanya’ya gidecektim ya da benim işim sebebiyle bambaşka bir yere mi göçecektik belli değildi. Fakat bunu bekleyip görmek ve Almanya’ya karar verirsek sonrasında dil öğrenmeye başlamak bana çok vakit kaybettirecekti.

Bir yandan Almanca öğrenmeye başlamak, hiç değilse ilk kurları halletmek başlangıç için mantıklı bir adım gibi görünüyordu. Ben de Fatma’yı Münih’e bırakıp döndükten hemen sonra dil kursuna başlamaya karar verdim.

almanca öğrenmek

İstanbul’da Almanca dersi almaya başladıktan sonra iş çıkışı akşamlarım ders çalışmakla geçiyordu.

Hızlı ilerlemek istediğim için özel ders almayı düşünüyordum ve olmazsa olmaz kriterim Alman bir hoca bulmaktı. Biraz araştırma neticesinde bünyesinde Alman birkaç hocası olan Taksim’de bir kurs buldum ve iletişime geçtim. Kurs bana üç Alman öğretmenin cv’sini gönderdi ve içlerinden seçmemi istedi. Ben de cv’den gördüğüm kadarıyla Münihli olan hocayı seçmek istediğimi ilettim. Fakat seçtiğim hoca bir kadındı ve maalesef ki sonradan öğrendiğim üzere yurdum insanıyla kötü deneyimleri olmuştu.

Kurstaki yetkili beni aradı ve neden o hocayla çalışmak istediğimi sordu. Ben de Fatma ile hikayemizi anlattım, hızlı şekilde ilerlemek istediğimi ve hocanın da Münihli olması sebebiyle orası hakkında tavsiyeleri olabileceği için kendisiyle çalışmak istediğimi aktardım. Temiz aile çocuğu olduğum anlaşılınca hocam ile derslere başladık 🙂

Daha sonra kendisi anlattı yetişkin erkek öğrenci almadığını, öğrencilerden birisinin fena şekilde musallat olduğunu.. Türkiye’ye ilk geldiğinde alışkanlık ve kibarlık icabı yolda, markette ve iş yerinde karşılaştığı insanlara merhaba, günaydın veya iyi akşamlar diyormuş fakat zamanla dememesi gerektiğini tatsız bir şekilde öğrenmiş. Çünkü Türkiye’de kadınsanız, üstüne sarışınsanız, hele bir de yabancı uyrukluysanız öyle tanımadığınız insanlara kibarlık icabı selam vermek pek de hoş sonuçlanmıyor maalesef. Onun için de böyle olmuş ve her merhaba dediği peşine takılmış.

almanca ingilizce'den zor mu

Almanca ve İngilizce’deki kişi zamirlerinin (sen, seni, sana) kıyaslaması. İngilizce’nin kıymetini bilememişiz.. (Resim alıntıdır)

Neyse konumuza dönelim. Hocam ile haftada iki gün, iş çıkışı 19.00 – 21.00 arası ikişer saat ders yapıyorduk. Hem benim öğrenme hırsım hem de onun benim hırsımdan gaza gelip daha fazla yüklenmesi sonucu bir iki hafta sonra benim beynim yandı. İlk kırılma noktasını bir hafta sonu sabah 10’dan gece 1’e kadar lanet olası akkusativ, dativ ve genitivleri anlamaya çalışmakla geçirdiğimde yaşamıştım. Bilmeyenler için Türkçe’deki ismin -i, -e halleri (kitap – kitabı) ve isim tamlamaları (kapının kolu) diyebiliriz.

Almanca’nın meşhur der, die, das artikelleri her seferinde farklı bir hale bürünüyor, ben daha hangi artikeli kullanacağımı bilmezken üstüne onun değişmiş halini cümleye eklemem gerekiyordu, hem de bu sadece başlangıçtı. 15 küsür yıl önce lisede öğrendiği Almanca’yı bir daha asla unutmamaya yemin etmiş olan (respect!) Fatma’yı aradım ve Türk gözüyle nasıl öğrendiğini anlatırsa belki kavrarım diye düşündüm.

Gecenin bir körü telefonda Fatma bana artikellerin nasıl değiştiğini anlatmaya çalışıyor, anlattıkları bana hiçbir şey ifade etmiyor ve kesinlikle anlamıyordum. Ben anlamadıkça o gayet iyi niyetle tekrar anlatıyor fakat kafama girmiyor ve girmedikçe sinirlenmeye başlıyordum. En son “Aşkım bugün için daha fazla zorlamayalım, ben çok gerildim ve sinirlerim bozuldu kapatalım en iyisi” dedim ve öyle kapattık telefonu.

İşte ilk kez o gün “Acaba başaramayacak mıyım?” diye geçirdim içimden ve çok korktum. Çünkü bu hiç düşünmediğim bir şeydi ve planımda da yoktu.

almanca zor mu

Sosyal medyada “Hayat, Almanca öğrenmek için çok kısa” başlığıyla paylaşılan bu resim tam olarak o zamanki hislerimi yansıtıyor. (Kaynak: 9gag)

Neyse ki bu zorlanma benim için bir kırılma noktasıydı ve inatla üstüne gittikçe beynim Almancaya göre şekillendi, daha çok anlamaya ve ilerlemeye başladım. 3 ay içinde toplam 48 saat özel ders aldım. Seviye olarak A2 yani hala başlangıç seviyesindeydim.

Yeri gelmişken Almanca seviyelerinden de bahsedelim. A, B, C harfleri başlangıçtan ileriye doğru olan temel seviyeler. O seviyenin başında mı sonunda mısınız diye her harf 1 ve 2 olmak üzere ikiye kırılıyor (A1, A2, B1, B2, C1, C2). Almanca seviyenizi söylerken genelde “A2’yim” gibi bu kırılımda söylüyorsunuz. Sonra da bir kez daha kırılıyor ki bunlar da genelde kurs sınıflarının ayrıldığı seviyeler oluyor. Yani A1.1, A1.2, A2.1, A2.2 şeklinde C2.2’ye doğru giden toplam 12 adet seviye bulunmakla birlikte bunların öğrenmesi en zor ve uzun süreni başlangıçtaki A1, A2 ve B1 seviyeleri oluyor, yukarıda anlattığım üzere benim için de öyle olmuştu.

almanca öğrenmek zor mu

Almanca öğrenim eğrisini Fatma bana hep bu şekilde izah etmişti, ben de sizin için grafik haline getirdim.

A1 ve A2 insanın kendisini tanıtıp, nereden geldiğini hobilerinin neler olduğunu anlattığı, yani tanışma diyaloglarına yetecek kadar kısmıdır. B1 ise “derdimi anlatacak kadar” dediğimiz miktardır. Gittim, gideceğim, sen gittin gibi basit kişi/zaman çekimleri, karşılıklı tarzanca ama anlaşılır şekilde detaylı sohbetler gibi düşünebilirsiniz. B2’den itibaren artık “bu işe baş koyduk ve düzgün bir şekilde konuşmak istiyoruz” demektir. Aynı zamanda da oturup günlerce kelime ezberleyeceğiniz ve daha karmaşık uzun cümle yapılarını öğrenmeniz gerektiği anlamına gelir.

Orta seviye olan B harfinin en ilerideki kuru B2.2 iş ve günlük yaşamınıza rahatlıkla yeterken ileri seviye C1 ve C2 artık o dile iyice hakim olduğunuzu gösteriyor. Elbette kendiniz pek çabalamadan yalnızca kurslara giderseniz gerçek seviyesi B2 olmayan bir B2 öğrencisi olma ihtimaliniz de var, yani iş kursa gitmekle bitmiyor.

Ben C1.1 kurunu tamamladıktan sonra bir haftalığına C1.2 kuruna da devam etmiştim. Kurun ilk gününde sınıfta felsefe ve politika gibi zor konularda tartışma yapıldığını görünce kursu bıraktım. Bence kurslara sonuna kadar gitmek şart değil ve C1.1 kurunu hakkıyla tamamladıktan sonra ‘Almanca biliyorum’ demek mümkün.

almanca öğrenmek

Münih’teki Almanca kursu arkadaşlarım

3 aylık özel ders maratonuyla başladığım Almanca öğrenme maceramda, bu zor başlangıç sürecini atlattıktan sonra derslere ara vererek kendi başıma tekrarlara ve kelime ezberlemeye başladım. Çünkü derslerde dilbilgisi konularında çok hızlı ilerleyebiliyorsunuz ancak kelime hazneniz istediğiniz cümleleri kurmaya yetmiyor. Bu yüzden sürekli kelime ezberlemeniz gerekiyor.

Bir yandan kendim çalışıp kelime ezberliyor, bir yandan hocamın verdiği testleri çözüyor whatssapp’tan ona gönderiyordum, o da hatalarımı düzeltiyordu. İstanbul’dayken iş çıkışları ve hafta sonlarında ders çalışmak elbette çok yorucu oluyordu ama ilerliyordum.

Derken birden neden Almanya’da bir kursa gitmiyorum diye düşündüm ve yaz tatilini Münih’te kursa giderek değerlendirmeliyim dedim. İki hafta izin alıp Ağustos ayında Goethe Institut’te iki haftalık yoğunlaştırılmış kursa gittim. Daha sonra Eylül ayında bayram tatilini bağlayarak bir haftalık bir kurs daha bulup tekrar Münih’e geldim. Böylece hem Fatma ile Münih’te birlikte yaşamanın provasını yapmış olduk hem de Almancamı daha da geliştirdim.

Yani Şubat ayından Eylül ayına kadar 48 saatlik özel ders ve 3 haftalık (günde 3 saat) yoğunlaştırılmış kurslar sonunda A2.2 ile B1.1 arasında bir seviyeye gelebilmiştim (başlangıç seviyesini tamamlamıştım).

almanca öğrenmek

Ne kadar sürede Almanca öğrenilir sorusunun cevabı benim için bu grafikteki gibi oldu.

Eylül ayından sonra artık benim de istifa edip taşınma kararı almam ve evi toparlama süreçlerim başladığı için kurslara ara verdim ve evde kendim çalıştım.

İstifa edip Münih’e yerleştikten sonra kafamdaki plan belliydi. Bir sene iş hayatına ara verecek ve sadece Almanca’ya konsantre olacaktım. Hedefim maksimum bir senede Almanca’yı tamamen halletmekti fakat gönül hedefimi Münih’e gittikten 6 ay sonra B2 kurunu (orta seviyeyi) bitirebilmek olarak belirlemiştim.

Bunu başarmak için İngilizce’yi nasıl öğrendiğimden pay biçerek yola çıktım. Düz lise mezunu olduğum için ODTÜ’yü kazandıktan sonra bir sene sıfırdan başlayarak hazırlık okumuştum. Bu demek ki bir senelik hazırlık sınıfında yaklaşık 10 ay, haftada 5 gün ve günde 6 saat ders görmüştüm. Üstelik evde çalıştıklarım hariç. Eğer böyle bir tempo tutturabilirsem Almancamı da İngilizcem kadar iyi hale getirebilirim diye düşündüm ve kolları sıvadım.

Bu hesaptan yola çıkarak 48 saatlik özel ders, 20 haftalık yoğunlaştırılmış kurs ve daha da yoğunlaştırılmış kişisel çaba ile ilk dersi almaya başlamamdan 1.5 sene, Almanya’ya gelmemden ise 6 ay sonra C1 kursunu tamamlamayı başardım. 6 ayın sonunda gönül hedefim olan orta seviyenin bir kur daha üzerine çıkmış ve C1.1 i tamamlamıştım. Hatta bir hafta da C1.2’ye katılmış, garip garip felsefi tartışmalar yapıldığını görünce Almanca kurslarıyla artık kopma vaktim geldiğine kanaat getirmiştim 🙂

almanca kursu

Münih’te devam ettiğim Almanca kurslarında her ülkeden sınıf arkadaşlarım oldu.

İşin bir de mali boyutları vardı tabii, Almanca dersi ve kursu fiyatları pek ucuz değildi. Türkiye’deyken aldığım özel dersler ve Almanya’da gittiğim üç haftalık kurs toplam 2384 Euro tutmuştu. Hala çalıştığım için bu harcamayı bir yatırım olarak görmüştüm. Fakat Münih’e yerleştikten sonra işimden ayrıldığım için 2200 Euro tutan kurs ücretlerini ödemenin bir yolunu bulmalıydım ve bulacaktım da.

Münih’te Almanca kurslarına devam ederken kendime part-time bir iş bulup hem kurs ücretlerini karşılamaya hem de günlük hayatta konuşma tecrübesi kazanmaya çalıştım. Kursları bitirdikten sonraki planım biraz daha tekrar yapıp öğrendiklerimi pekiştirmek ve iş başvurularına başlamaktı. Öğrendiğim Almanca’yı nasıl pekiştirdiğim, part-time işim ve kendi mesleğimle ilgili iş başvurularım sonraki yazıların konuları olacak 🙂

Eşimin gözünden Almanya yazısının ikincisi olan İşin Sevimsiz Kısmı Almanca Öğrenmek yazısını beğendiyseniz sosyal medyada paylaşmayı, yeni yazılardan haberdar olmak için Hayat ve Seyahat’in aşağıdaki hesaplarını takip etmeyi unutmayın 🙂

Instagram: hayatveseyahat

Facebook: Hayat ve Seyahat

Twitter: hayatveseyahat

(289)

This article has 9 comments

  1. Gökberk Borman Reply

    Yazının devamını heyecan ile bekliyoruz

  2. Arzu karacan Reply

    Azminizi tebrik ediyorum.Bence 6 ayda super bir basari elde etmissiniz..yurtdisinda yasayip A1 seviyesinin ustune cikamayanlar var.. 👏👏Yazinin devamini bekliyoruz..

  3. Çiğdem Reply

    Eşinizin de sizin de her şeyi ilmek ilmek başardığınızı gösteren harika bir yazı olmuş. Zamanınızı almayacaksa sizden iş Almancasını ilerletmek için online özel ders alabileceğimiz bir site varsa tavsiye isteyecektim. Başarılar sizinle olsun. Selamlar

    • Fatma Olcucu Reply

      Merhaba, tesekkurler. Ben dogrudan is yerinde konusarak ilerletiyorum o yuzden kurs bilmiyorum maalesef.

  4. neytiri Reply

    Merhaba, devamini bekleyenler var 🙂 cunku seri cok guzel.

    Sevgiler.

  5. Yaprak Reply

    Hani eskilerden duyardik ya “biz bir koltuk 2 tencereyle evlendik zamanla dosedik evi” diye, sizde de ayni o ruh var,: buyuk saygi, sevgi ve fedakarlikla ilmek ilmek orulmus bir iliski ve hayat! Sizi uzun bir suredir takip ettigim icin ne kadar azimli ve guclu oldugunuzu biliyordum ama esinize ayri bir saygi duydum. En modern, batili toplumlarin erkeklerinden hallice karisina bu kadar saygi duymasi, destek olusu, esitcilik anlayisi gercekten takdire sayan! Hani ac kalmamak icin insanlar fedakarlik yapar cunku yapmak zorundadir; yeri gelir senelerce ayri kalir insanlar karnini doyurabilmek icin ama onlarin dayanma gucleri de ayri olur, psikolojik olarak da daha hazirdirlar vs. ama sizin esiniz gibi zaten Istanbul’un gobeginde yasayan kariyerli bir erkek bu asamalardan gectiyse gercekten cok guclu demektir! Bencilligin, salt hedonizmin, aceleciligin hukum surdugu gunumuzde gunes gibi parlayan bir ciftsiniz, bir boyu mutluluklar diliyorum size. Italya “Gardasee” den selamlar:) ben de burada yasayan yasitiniz bir hemcinsinizim. Oldukca yakiniz malum, o yuzden yolunuz duserse buralara gorusmeyi cok isterim, isterseniz mail adresimden yazin bana lutfen. Sevgiler, Yaprak.

    • Fatma Olcucu Reply

      Merhaba Yaprak, eşimle birlikte okuduk yorumunu ve çok mutlu olduk çok teşekkür ederiz. Hem yazılarımı hem sosyal medya hesaplarımı takip edenlere hep emek verdikten sonra iyi şeylerin sahibi olunabileceğini göstermeye çalışıyorum, eşim de bu yola tüm zorluklarıyla birlikte girmese belki şimdi hala yerimizde sayıyor olurduk. Dediğin gibi bencil ve aceleci olmamak çok önemli..
      Gardasee’yi yakın olduğu için hep erteledik ama bu yıl başarırız umarım. Gelirsek yazacağım veya instagram’dan illa ki duyururum ben unutursam da sen görürsen bana yaz olur mu. Çok çok sevgiler

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir