Yurt dışında iş arama ve sonra Münih’te bularak Almanya’ya taşınma hikayemi şimdiye kadar hep benim gözümden Yurt dışında yaşamak bölümündeki yazılardan takip ettiniz. Fakat iki kişi hareket etmenin mümkün olmadığı böyle durumlarda biri giderken diğeri ise arkada kalıyor ve değişen şartlara göre hayatını düzenlemesi gerekiyordu. Üstelik bunu yapabilmek de en az gitmek kadar zordu..

Bize benzer yol izlemek isteyenlerden veya sadece merak edenlerden gelen “Ben yurt dışında iş bulursam eşim ne yapacak?” soruları artınca, bunu yaşamış biri olarak eşim size kendi sürecini anlatan bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdi. Aklınızdaki sorulara cevap bulacağınıza umuyor ve sözü ona bırakıyorum 🙂

  • Aşkım teklif verdiler?!
  • E tamam kabul et o zaman!

2015’in Aralık ayında Fatma’yla onun Münih’teki mülakatı sonrası telefon konuşmamız bu kadardı. Son derece basit ve kısa gibi görünen bu diyalog aslında yurt dışına taşınma sürecimizin buzdağı misali sadece görünen kısmıydı.

Fatma yaklaşık üç senedir devam ettirdiği oldukça sıkıntılı yurt dışında iş arama sürecinde epey yıpranmıştı. Dublin ve Londra’da şansını defalarca denemiş, Google’dan Facebook’a sektöründe görüşmedik firma bırakmamıştı. Hatta bu görüşmelerden bazıları tatillerimize denk gelmiş, ben sahilde biramı yudumlarken o mülakatlara hazırlanmıştı.

Maalesef (ya da iyi ki 🙂 ) hiçbiri olmamış ve Almanca bildiği için yönünü Almanya’ya çevirmişti. Almanya’daki başvuruları çok hızlı neticelenmiş ve hemen bir tanesi Frankfurt’a görüşmeye davet etmişti. Fakat o da olmamış ve hemen ardından kısa bir süre sonra ise Münih’ten davet almıştı. İşte o gidiş öncesinde şöyle bir konuşma geçmişti aramızda:

  • Aşkım buna da git ve son olsun. Zaten kaç senedir yeterince yıprandın, bu da olmuyorsa bırak. Benim şirket nasılsa beni bir yerlere gönderecek, orası neresi olursa orada denersin şansını.
  • Peki tamam, bu son olsun.

Evet gerçekten de son olmuştu. Üç sene sonunda sayısız mülakat ve mülakata hazırlık süreci sonrası, bu sonuncu diye gittiği mülakatta teklifi almıştı. Ben de hiç düşünmeden kabul et demiştim. O an yanımda olan bir arkadaşım benden daha çok endişelenmiş ve tüm gün bana “Oğlum peki şimdi ne olacak?” deyip durmuştu. Hatta endişesi o kadar çoktu ki bir yerden sonra bir şekilde hallolur diyerek ben onu sakinleştirmiştim 🙂

Yurt dışında yaşamayı uzun süredir istediğimiz halde bir anda hayal olmaktan çıkmıştı ve bu durum karşısında ne yapacağımızı bilmiyorduk. Gerçekten şimdi ne olacaktı? Önümüzde bizi belirsizlikler ve zorluklarla dolu, ne kadar süreceği de belli olmayan bir dönem bekliyordu. O telefon görüşmemizden sonra ikimiz de birbirimize belli etmeden sonsuz sorularla baş başa bulduk kendimizi.

almanya'ya taşınmakl

2016 yılının Ocak ayındaki Fatma’nın veda partisinde ona “Hayat ve Seyahat pastası” ile sürpriz yapmıştım.

Aklımızdaki sorular benzerdi: Orada tek başına mı yaşayacaktı? Ne kadar süre ayrı kalacaktık? Bu ayrılık ilişkimize zarar verecek miydi? Nasıl yürütecektik? O alışsa benim iş durumum ne olacaktı? Alışamayıp geri dönerse psikolojisi daha mı beter bozulacaktı? Vs vs. Buraya yazmadığım bir o kadar soru da çevremizden ve ailemizden geldi. Fakat bunu çok istiyorduk ve denemeden bilemeyecektik. Yani birlikte bu riski almaya karar verdik.

Hayatta risk almadan, konfor alanının dışına çıkmadan ve zorluk çekmeden hiçbir şey elde edilmiyordu. Ya şikayet etmeden mevcut yaşantımızı sürdürecektik ya da değiştirmek ve istediğimizi elde etmek için harekete geçecektik. Zor olacağını ikimiz de biliyorduk ancak bunu denemezsek ikimiz de ömür boyu pişman olacaktık.

O önden gidecekti ve böylece bir adım atıp deneyerek zamanla görecektik. Fazla da detaylı değildi planımız, Türk usulü kervanı yolda düzecektik.

Önce konuyu ailelerimize aktardık. Annesinin gözyaşları içinde “Sizin için çok sevindim ancak bir yandan da çok üzüldüm” demesini hiç unutamıyorum. İkimizin de ailesi kararımızı sevinç ve kaygı, ama en önemlisi de saygıyla karşıladılar ve desteklerini esirgemediler.

Sonrasında konuyu ben kendi şirketimle paylaştım. Uluslararası bir firma olan şirketim zaten Türkiye dışındaki bir lokasyonda çalışma talebimi biliyordu ve yurt dışında (dünyanın herhangi bir yerinde) bana uygun bir pozisyon bulunması için destek oluyordu. Eşimin durumunu ve şimdilik sadece onun gittiğini, beni yurt dışı bir organizasyona göndermeleri halinde onun yanıma geleceğini aktardım. Plan buydu. O Münih’i deneyecekti ben de kendi şirketim içinde atama bekleyecektim. Sonra bir şekilde neresinin iyi olduğuna karar verip orada birleşecektik.

Böylece kafamızda sorularla ama aldığımız karardan emin bir şekilde, 2016 Ocak ayının ikinci haftası Fatma’nın valizlerini alıp Münih yoluna düştük.

Öncelik konaklamaydı, ona bir ev bulmalıydık. İş yerinden aldığım bir hafta izinle ona ev bulma konusunda yardım edecek ve onu yerleştirip geri dönecektim. Fakat Münih’te ev bulmak öyle sandığımız kadar kolay değildi.

Yeni geldiğimiz Münih, zaten zor ev bulunmasıyla ünlüydü ve hava şartları işimizi daha da zorlaştırıyordu.

Sayısız başvuru, onlarca telefon görüşmesi ve ev ziyaretleri ardından moralimiz bozulmaya başlamıştı. Üstelik dışarısı da müthiş soğuktu ve çılgınlar gibi kar yağıyordu. Yavaş yavaş bu işi bir haftada tamamlayamayacağımızı düşünmeye ve iş yerinden bir hafta daha izin almanın yollarına bakmaya başlamıştım.

Derken Allah yüzümüze güldü ve dördüncü günde 30 metrekarelik kibrit kutusu kadar bir daire için başvurumuz kabul edildi. Kalan üç günümde de apar topar evin eksiklerini tamamlayıp yaşanır hale getirdik. Bir haftanın sonunda gözlerimiz yaşlı, kafamız daha da fazla soru işaretiyle dolu karmakarışık bir şekilde birimiz Münih birimiz de İstanbul’da olmak üzere ayrıldık.

Önümüzdeki en belirsiz dönem Fatma’nın yeni şirketindeki ilk 6 aylık deneme süreciydi. Belki sevmeyecekti, alışamayacaktı belki de bu kadar kaygı ve yalnızlıkla işinde beklenen performansı sergileyemecekti ve yollar ayrılacaktı, geri dönmek zorunda kalacaktı.

Evi bulduktan sonra eksiklerini tamamlamak için alışverişe koşturduk.

Belirsizlik ve stres, dönem dönem ikimizin de sağlığını bozdu. Kolay olmayacağını biliyorduk, zorlanmaya başlamıştık ancak buna hazırlıklıydık, dayanacaktık.

İlk altı ayı sorunsuz atlattık. O işinde tehlikeli virajı geçmiş, işine ve ortama alışmıştı. Yabancı bir memlekette her şeyle tek başına mücadele etmek zordu ancak benim karım da güçlüydü, bir kez olsun oralarda tek olmasından veya başa çıkmakta zorlandığı şeylerden yakınmadı. Ben ise alıştığım çevremde ve arkadaşlarımla birlikteydim, ama o olmadığı için eksiktim. Dolayısıyla durum ikimiz için de kolay değildi ve ayda bir bazen İstanbul’da, bazen Münih’te, bazen de Avrupa’da başka bir şehirde buluşarak hasret gideriyorduk. Başka şehirlerde buluştuğumuz zamanlarda, daha çok gezmek için bahanemiz oldu diye olumlu yönden bakmaya çalışıyorduk hatta. Ayrı kaldığımız her gün akşam yemeğimizi Facetime eşliğinde yine beraber yiyorduk.

Bu arada ben bir yandan ne olur ne olmaz diye Almanca öğrenmeye başlamıştım. Benim Almanya’ya gidişim netleşirse hiç değilse en temel şeyleri bilerek gitmenin faydası olur diye düşünmüştüm. Fakat gerçekten çok zordu ve bazen ümitsizliğe kapılıyordum. Almanca öğrenme maceramı başka bir yazıda ayrıca anlatacağım, şimdilik hikayemize devam edelim.

Ben İstanbul’da ve Fatma Münih’te yaşarkenki buluşmalarımızın birini Paris’te ayarladık.

Aradan geçen 10 ayın sonunda Münih’i daha çok sevmeye başladık ve yavaş yavaş Almanya’da yaşam fikri kafamızda netleşti. Gerçekten de kervanı yolda düzüyorduk. Oturduk ve ikinci bir radikal kararla istifa etmem gerektiği konusunda anlaştık. Şirketimle tekrar konuşacak, kısa vadede olası bir atamam görünmüyorsa müsaade isteyip gidecektim. Çünkü Münih’te yaşamaya karar vermiştik ve daha fazla ayrı yaşamanın maddi, manevi yükünü çekmek istemiyorduk.

Yine kararımızı ailelerimizle paylaştık. Bu sefer de benim işsiz bir şekilde gidecek olmamla ilgili endişelendiler fakat en azından artık bir arada olacağımız için daha mutlu oldular ve tabii yine destek olup dualarını eksik etmediler.

Ancak bu sefer daha hesaplanabilir riskler almak durumundaydık. İşin maddi boyutları daha farklı olacaktı, çünkü ne kadar süreceği belli olmayan bir dönem için eve tek maaş girecekti. Önce devam eden kredi borçlarımızın bitmesini bekleyecektik. Ben de iş başvuruları yapıp şansımı deneyecektim. Yaptığım birkaç deneme sonrası birinde teklif aşamasına kadar gelmiş son anda elenmiştim. Bu da özgüvenimi arttırmıştı. Almanca bilmeden görüşmelerde bu seviyeye geldiysem öğrendikten sonra daha kolay olur diye düşünmüş ve kararımızı uygulamak için daha da emin olmuştum.

İş istifamı sunmaya gelmişti. Kurumsal hayatta kimse size kariyer değişiklikleriyle ilgili kesin sözler, kesin zaman planları veremez. Bir kariyer planı için prensiben mutabık kalınır ancak bu durum pek çok değişkene bağlıdır ve kesin zaman planları yoktur. Haliyle benim için de böyle oldu. Şirketim benim için kısa, orta veya uzun vadede herhangi bir atama planı veremedi ve ben de daha fazla beklemek istemediğim için istifamı paylaştım.

Şirketimde mutluydum ama o anki şartlarda bana yurt dışı pozisyonu sunamadıkları için mecburen istifa ettim.

Şirketimde benim için işler o kadar iyi ve yolundaydı ki, o durumdaki birinin istifa etmesi ve kariyerini yakma riskini alması dışarıdan pek mantıklı görünmeyebilirdi. Hem işimi hem şirketimi seviyor, severek çalışıyor ve iyi sonuçlar elde ediyordum. Fakat hayatımla ilgili istediklerim ile Fatma benim için daha önce geliyordu ve sıfırdan başlayarak yeni bir kariyer kurabileceğim konusunda kendime inanıyordum.

Yöneticilerim ve iş arkadaşlarımdan takdir edenler de oldu, kızanlar da. Kimisi ne kadar cesurca dedi, kimisi ne kadar aptalca. Kimisi kendisinin asla yapamayacağını söyledi, kimisine örnek oldu bu hareketim. Takdir, kızgınlık, hayal kırıklığı veya destek yani adına ne derseniz. İş arkadaşlarımdan, yöneticilerimden ve yakınlarımdan aldığım tepkiler de kafamız gibi böylesine karışıktı.

İstifamın ardından kalan 3 aylık ihbar süremde aile birleşim vizesi işlemlerine, bir yandan veda turlarına bir yandan da evi toparlama işlemlerine başlamıştım. Bunlar içerisinde en kolayı vize işlemleri olmuştu, detayları için Aile Birleşim Vizesi: Nedir, Kimlere Verilir, Nasıl Alınır yazısını inceleyebilirsiniz.

Fakat kolay olmayan diğer ikisiydi. Vedalaşmanın duygusal yüküne ek bir de taşınmanın sinir stresi vardı. Pek çok taşıma şirketiyle görüştükten sonra eşya taşımanın son derece mantıksız olduğuna kanaat getirmiştik; çünkü taşıma fiyatları 15.000 Euro ve üzerindeydi. Zaten Münih’teki ev de 30metrekareydi ve büyük bir eve geçmek için doğru zaman değildi, çünkü henüz benim işim yoktu. Aslında önce büyük –yani aslında Türkiye şartlarında normal sayılan- bir eve geçmeyi düşünmüştük. Fakat sonra Münih’teki kiraların yüksekliği ve benim çalışmıyor olmam sebebiyle bu riski almadık ve 30 metrekarede minimalist yaşamla kendimizi sınamaya karar verdik.

Önceleri yepyeni eşyalarımıza kıyamayıp depo tutmayı düşündük. Sonra eşyaların depoya taşınması, o deponun kirası, sonra tekrar Münih’e getirilmesi ve bunların ne kadar süreceğini öngöremediğimiz için bir radikal karar daha alıp her şeyi satalım dedik.

Ben de çamaşır selesinden boy aynasına kadar her şeyi LetGo’da sattım. Tabii yazdığım kadar kolay olmadı bu satma işleri. Yurdum insanının LetGo’daki soruları ve talepleri karşısında çoğu zaman tarifsiz duygular içinde kaldım diyebilirim. Sevkiyat talep eden mi desem, eşyaların kg ağırlıklarını soran mı, yoksa fiyatı beğenmeyip azarlayan mı siz seçin..

letgo ile alışveriş

Eşyaları satmaya karar verdikten sonra kullandığım LetGo uygulamasında gelen bazı mesajlar beni çileden çıkardı.

Fakat en unutamadığım Letgo’da sattığım ilk eşyaları alan genç arkadaşlardı. İnsan İstanbul’da yaşayınca her gün bir hırsızlık, dolandırıcılık veya cinayet haberiyle karşılaştığından biraz paranoyak oluyor. O yüzden bu arkadaşla fiyat ve teslimat günü için telefonda anlaştıktan sonra benim içime bir kurt düştü; ya bu adam veya adamlar eve gelip beni darp edip eşyaları da gasp ederse ne olacak demeye başladım. Olmayacak şey değil yani. Sonra hani herkesin kavgada ilk çağıracağı birkaç arkadaşı vardır ya, ben de öyle iyi arkadaşlarımı çağırdım. Dedim gelin de bari beraber bekleyelim ne olacaksa olsun 🙂

İşin komik yanı şu ki eşyaları almaya gelen arkadaşlar bizden beter korkmuşlar. Onlar da bu insanlar paramızı alır bizi döver eşyaları da vermezse ne yaparız diyen iki öğrenciymiş 🙂 Neyse ki kimse kimseyi gasp veya darp etmedi ve temiz bir ticaret oldu. Fakat o iki arkadaş benden sonra birinden de kanepe alacaktı ve adama parayı peşin göndermişlerdi. Kanepeyi alabileceklerinden veya adamın verdiği adreste çıkacağından hiç emin değillerdi. Umarım alabilmişlerdir 🙂

yurt dışına taşınmak

Onca eşyayı toparlamak ve satılacakları satmak artık rüyalarıma girer olmuştu.

Sayısız zihni sinir Letgo diyaloğundan sonra 3 ay içinde eşyadan ve taşınmaktan o kadar nefret etmiştim ki gece rüyalarıma girer olmuştu. Gerginliğim yüzünden Fatma telefonda benimle konuşmaya korkuyordu 🙂 Barut gibiydim ama gaza da gelmiştim, madem başladık diyerek evin kendisi dahil çatal bıçağa kadar her şeyi sattım ve sonunda kendimi inanılmaz özgür hissettim.. Eşyalara ne kadar gereksiz önem yüklediğimizi, kullanmadığımız ne kadar çok şeye para verdiğimizi fark ettim. Yani evlenecek genç arkadaşlara tavsiyem şudur ki İlber Hoca’nın dediği gibi evlenip mobilyacı dükkanı gezeceğinize yine evlenin ama dünyayı gezin. Bir de sakın lazım olur diye onu bunu almayın, inanın lazım olmuyor 🙂

Eşyalardan da kurtulduğuma göre sonunda Tarabya’da 140m2 3+1 even çıkıp Münih’te 30m2 1+0’a yerleşmek üzere iki valizimle hazırdım.

Önce Bodrum’da annem ve babamın hayır duasını alıp el öpmeye gittim. Sonra da İstanbul’da geçirdiğim 10 yılda biriktirdiğim tüm dostlarımla görüştüm. Halı saha maçında jubilemi yaptım ve omuzlara alındım. Son kez şirket etkinliklerinde dibine kadar koptum. Kimi arkadaşımla kahve içtim, kimiyle rakı, kimiyle de Beyran 🙂 Boğazda da son bir kahvaltı..

Güzel dostlar biriktirebilmiş olmanın mutluluğu ve onlardan ayrılacak olmanın hüznüyle veda turlarımı tamamladım.

Kahkaha ve gözyaşlarıyla dolu bir veda turundan sonra artık gidebilirdim.. Vakit tamamdı. Seni terk ediyordum İstanbul..

Hem zihnen hem bedenen bitap durumdaydım. Bayağı iyi bir tatile ihtiyacım vardı, üstelik kaç gün izin kullanacağım derdim de yoktu. Bence güzel bir tatili hak etmiştim ve önce tatilin hakkını verip oradan da Münih’e geçecektik. Singapur, Bali ve Malezya’yı kapsayan tatilimizde ihtiyacım olan enerjiyi depoladım ve artık Almanya’da yaşayacak birisi olarak Münih’e giriş yaptım.

Kervanı yolda düzeriz diye çıktığımız yolda ilerledikçe küçük planlar yapmayı elbette ihmal etmemiştim. Zaten hiçbir zaman plansız spontane yaşayabilen birisi olmadım. Bu yüzden de tatil sonrası Münih’e öylece elimi kolumu sallayarak gitmeyecektim, Almanca öğrenmek ve hemen adapte olmakla ilgili planlarım vardı. Hatta gittiğimin ikinci günü ilk paramı kazanacak ve eve ekmek getirecektim 🙂

Maceramızın devamında taşındıktan sonraki ilk günlerim, Almanca’yı kısa sürede öğrenmek için neler yaptığım ve ruhsal dünyamla ilgili paylaşımlara devam edeceğim..

Eşimin gözünden Almanya (2): İşin Sevimsiz Kısmı Almanca Öğrenmek yazımla devam edebilirsiniz.

Eşimin gözünden Almanya yazısının ilki olan Kariyeri Bırakıp Bilinmeyene Yol Almak yazısını beğendiyseniz sosyal medyada paylaşmayı, yeni yazılardan haberdar olmak için Hayat ve Seyahat’in aşağıdaki hesaplarını takip etmeyi unutmayın 🙂

Instagram: hayatveseyahat

Facebook: Hayat ve Seyahat

Twitter: hayatveseyahat

(340)

This article has 16 comments

  1. Nursel Reply

    Merhaba,Yaziniz oldukca faydalı bilgiler içeriyor, Ayrıca cesaretiniz ve hayat birliğinizi takdir ettim, birliktelik bunlara göğüs germekle güçleniyor.
    Şu gün sizi çok tanımayan biri ‘hayatları ne güzel ‘ der, arkasında ne kadar büyük emek ve inanç var. Yolunuz açık olsun. Sevgiler

    • Fatma Olcucu Reply

      Teşekkür ederiz, emek vermeden ve risk almadan insan anca olduğu yerde sayabiliyor. Dediğiniz gibi bizim hayatımızı “çok şanslılar” diye görenler var ama şans ne yazık ki tek başına yeterli olmuyor.

  2. Eren saraçoğlu Reply

    Mustafa ve değerli eşi ikinizde ayrı ayrı harikasınız tebrikler kararlılığınız cesaretiniz birbirinize olan sevgi ve saygınız için..bundan sonrası icin harika insanlar ve anılar biriktirmeniz dileğiyle..

  3. Bahar Topal Reply

    Merhaba biz de Almanya’ya 6 ay önce taşındık ve bu süreçte sizin blogunuzda paylaştıklarınız en gerçekçi ve yardımcı olan yazılardı. Bu yazıda oldukça akıcı ve bizim özellikle benim başımdan geçenlerin birebir özeti.Hele o İstanbul’daki güzelim evleri bırakıp buradaki küçücük evlere sığmaya çalışmak yok mu:))) yazının devamını ve özellikle almanca öğrenme kısmını sabırsızlıkla bekliyorum, yeni hayatınız da bol şans. Şikayet yok denemek var, sevgiler

    • Fatma Olcucu Reply

      Merhaba, son cümleniz durumu ne güzel özetlemis 🙂 Ev olayi da oyle maalesef, her secim iyi ve kotu yönleriyle geliyor her seyin ayni anda harika olmasini beklemek biraz hayalperestlik.

  4. Seda Reply

    Ben de Almanca öğrenmeye çalışan biri olarak kaç aydır yoğunlaştırılmış kurslarda tükenmiş hissediyorum bazen kendimi . Hayat boyu şansınız bahtınız hep açık olsun bu hayatta güzel şeyler yapmış olmalısınız ki tüm kapılar kolayca açılıvermiş önünüzde . Almanya’da yaşam çok kolay değil hele bu dili öğrenip iş bulmak ! Almanca yazınızı dört gözle bekliyorum . Şimdiden teşekkürler 😊

    • Fatma Olcucu Reply

      “Kolayca” kismiyla ilgili biz pek oyle dusunmuyoruz aslinda 🙂 Tesekkür ederiz, size de bol sans Almanca ve yeni is konusunda

  5. Arzu karacan celikkaya Reply

    Kari koca olarak cesaretinize hayran kaldim..Ama herseyden once birbirinize sevginize sahip cikip birbiriniz icin yaptiginiz takdire şayan..Sizlere zorlu secimde destek olan ailenize coook tesekkurler..Yazilariniz devamini diliyorum..Insallah fatma ile birlikte hep boyle mutlu olun..sevgiler

  6. Onur Kalkan Reply

    Yazılarınızı gerçekten ilgiyle takip ediyorum. Hem eğlenceli hem de öğretici bilgiler içeriyor.İkinizin de cesareti çok takdir edilesi.Bir sonraki gönderinizi dört gözle bekliyorum.Sevgiler…

  7. Merve Reply

    Ne güzel bir çiftsiniz 🙂 Hep birlikte, sağlıklı, mutlu ve huzurlu upuzun yıllarınız olsun!

  8. Erkan DALKIRAN Reply

    Başarılarınızın ve geleceğinizin her zaman güzel ve pozitif yönlü olmasını, aynı kararlılıkla devam etmesini dilerim. Metrogrosmarket Batıkent mağazadan kuçak dolusu selamlar,sevgiler, saygılar.
    Erkan DALKIRAN

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir