Farklı bir gözden Almanya’daki yaşamı göstermek için, Almanya’ya taşınma hikayemizde eşimin yaşadıklarını anlatmaya başlamıştık ve serinin ilk yazısında Kariyeri Bırakıp Bilinmeyene Yol Almak konusunu içinden geldiği ve hissettiği gibi yazmıştı. Hem o yazıda hem de sonraki “Almanca öğrenmeyi” anlattığı macerasında öyle güzel mesajlar geldi ki, yeni yazıyı Game of Thrones’un yeni sezonunu bekler gibi beklediğini söyleyen bile oldu 🙂 Bolca seyahatli ve onun işlerinin de yoğun olduğu bir yaz dönemi koşturmacası sonrası bilgisayarın başına oturdu ve en çok sorulanlardan da yola çıkarak yeni yazısının konusunu belirledi.

Yabancı bir ülkeye eş durumundan tam bir belirsizlik içinde taşınınca, eskisinden tamamen farklı olan yeni günlük hayatına nasıl adapte olmuştu, kendine nasıl bir düzen kurarak moral ve motivasyonunu yüksek tutmuştu? Sözü ona bırakıyorum.

Almanya’ya yerleşmeye karar verip istifa ettikten sonra tek yönlü bir bilet almıştım. Önümde kendime çizdiğim tek bir yol vardı; gidip Almanya’da bir iş bularak Fatma ile orada yeni bir hayat kuracaktım. “İşler yolunda gitmez de geri döner miyiz acaba?” diye düşünmedik hiç, ya da aklımıza bu opsiyon geldiyse de bunu hiç dillendirmedik ve bir B planı gibi görmedik. O yüzden önümüzde sadece A planı vardı. A planını tek seçenek olarak değerlendirdiğimiz için geri dönecek bir ev bırakmamaya karar vermiştik. Bu yüzden de evi eşyalarımız dahil her şeyiyle satarak iki valizle gelmiştim Münih’e.

Yani işinizin, mevkinizin, arkadaşlarınızın, ailenizin özetle eşinizden başka kimsenizin ve hiçbir şeyinizin olmadığı, dilini bilmediğiniz bir yere, geri dönmemek üzere gittiğinizi düşünün ve benim tamamen bu durumda olduğumu aklınızda tutarak okuyun bu yazıyı. Bu durumda önünüzdeki tek seçenek yeni yaşantınıza adapte olmak, hayata tutunmaya ve aldığınız kararla mutlu olmaya gayret etmek oluyor. İşte bu yazı da benim kendimce bu süreci nasıl yönettiğimle ilgili deneyimlerimi içeriyor. Umarım keyifle okursunuz.

Münih’e yerleşme kararı aldıktan sonraki ilk işim kendime bir Almanca kursu bulmak oldu. Hemen gerekli yazışmaları ve kayıt işlemlerini tamamlayarak kursa yazıldım. Almanca öğrenme serüvenimi merak edenler, bu serinin bir önceki yazısı olan Eşimin Gözünden Almanya (2): İşin Sevimsiz Kısmı Almanca Öğrenmek yazımı okuyabilirler.

Kurs işini hallettikten sonra acaba part time bir iş bulup çalışabilir miyim diye düşünmeye başladım. Bir yandan ufak tefek garsonluk gibi işlere bakmaya başladım, fakat başlangıç seviyesinde Almanca ile herhangi bir işe giremeyeceğimin farkındaydım. Sonra bir gün aklıma tenis geldi. Üniversite zamanı part time, dönem dönem de full time tenis antrenörlüğü yapmıştım ve üstelik antrenörlük diplomam vardı. Neden Münih’te de yapamayayım dedim birden kendi kendime. Tenis öğretmek için sular seller gibi Almanca bilmeme gerek yoktu, basit komutları ezberler gerisini de tarzanca veya İngilizce hallederim diye düşündüm. Kendi fikrim kendime çok mantıklı gelince internette antrenörlük ilanı aramaya başladım. Bir tane buldum ve hemen başvurdum. Hızlı bir şekilde başvuruma yanıt geldi ve Münih’e geldiğim zaman bir deneme antrenmanı yapmak üzere anlaştık.

almanya'da yaşam

Kurumsal hayata henüz atılamıyorsam başka ne yapabilirim diye düşündüm ve tenis bilgimi değerlendirmeye karar verdim.

Böylece daha Münih’e taşınmadan ilk adımları atarak kursumu ve part time işimi ayarlamış oldum. Bir yandan da İstanbul’daki evimizi tamamen kapatma işlemlerini tamamladıktan sonra Fatma ile uzun bir tatil yaparak Singapur, Bali ve Malezya’yı gezmeye karar verdik. Senelerce İstanbul kurumsal hayatından sonra hayatımda ilk kez 15 günlük bir tatile çıkacaktım. İtiraf ediyorum ki o 15 güne adapte olmak da ayrı bir mücadeleydi. İlk haftadan sonra “bu kadar uzun tatil mi olur ya” demeye başlamıştım. Tatilin detaylarını merak edenler için Fatma yazmıştı: Singapur, Bali ve Malezya Turu: Destinasyon & Maliyet

İyi bir tatilin akabinde dinç ama bir o kadar endişeli bir zihinle 23 Şubat 2017’de Münih’e yerleştim. Dinç bir zihin diyorum ama işin aslı kafamda bin türlü soru vardı. Fakat bu soruları tekrar tekrar kendime sorup kaygı seviyemi arttırmanın bir faydası olmayacaktı. Ben de yeni hayatıma hızlı şekilde uyum sağlamak için doğrudan harekete geçtim.

Çok değil iki gün sonra 25 Şubat Cumartesi günü ilk tenis dersimi verip, ilk paramı kazanıp Münih’teki hayatıma ilk adımımı attım. Tenis dersini özel ders olarak vermiştim. Daha doğrusu ilan ararken kendisine antrenör arayan birisini bulmuştum. Sonra baktım bu tenis işinden bana ekmek çıkacak, bari bir kulübe başvurayım dedim. Hemen birkaç kulüp araştırıp gözüme kestirdiğim birine bir mail attım. Küçük bir mülakat ve yine bir deneme antrenmanı sonrasında kabul alarak Münih’e taşındıktan yaklaşık bir hafta sonra resmi olarak bir kulüpte tenis antrenörü olarak çalışmaya başladım.

Kazandığım ilk paramla pastaneden bize “kutlama tatlısı” aldım 🙂

Hafta içi her gün sabah 9’dan öğlen 12’ye kadar Almanca kursuna gidiyor, haftada 3 veya 4 gün öğleden sonraları tenis kulübünde antrenörlük yapıyordum. Kalan günlerde de evde veya kütüphanede ders çalışarak Almancamı ilerletmeye çalışıyordum. Böylece kendime ait bir rutin oturtabilmiştim. Her gün gittiğim bir kurs, kursta görüştüğüm insanlar ve kurs dışında da karşılığında ufak da olsa bir miktar para kazandığım, paradan önemlisi Almanca konuşup sosyal hayatın içine dahil olabildiğim bir düzenim olmuştu. 

Kadın ya da erkek fark etmez, eş durumundan yabancı bir memlekete taşınma kararı aldıysanız biriniz çalışırken diğeriniz evde kalıyor. Öncelikle bu fikri kabul etmelisiniz fakat bunun ne kadar süreceği ve bu sürecin nasıl geçeceği tamamen size bağlı. Bu küçük rutinler işte tam da bu yüzden çok önemli. Yeni bir hayata adım attığınızda bu tip şeyler sizi hayata bağlıyor diyebilirim. Bu rutinler olmazsa uyum saglamakta zorluk çekebilirsiniz ve canınız çok sıkılabilir çünkü. Benim hızlı şekilde adapte olmamdaki en önemli etken bu düzeni oturtmaktı diyebilirim.

almanya'da yaşamak

Tenis antrenörü olduğum kulüpteki minik öğrencilerimi bazen biraz fazla yorduğum doğrudur 🙂

Depresif olup dışarıdaki hayatın ucundan tutmamak ve kendini soyutlamak hem kendinize hem de ilişkinize zarar vermekten başka bir işe yaramayacaktır. Üstüne üstlük geri mi dönsek konuşmaları yapmanıza sebep olacaktır. Tabii ki geri dönmek de bir seçenek fakat bizim ajandamızda henüz böyle bir gündem yoktu.

Ben de evde olmaktan, geçmiş tecrübeme veya kariyerime uygun bir işte çalışmamaktan hiç gocunmadım. Aksine öğrencilik günlerime dönmüş olmanın keyfini çıkarttım. Kendime bir bisiklet alıp kursa ve antrenmanlara bisikletle gidip geldim. Böylece hem şehri daha iyi öğrenmiş oldum hem de güneşli günlerde her seferinde farklı parklarda bahçelerde kendimi çimenlere attım. Almanca kursunda ise öğrendiklerimi pekiştirebileyim diye bir kur biter bitmez diğer kura yazılmayarak arada biraz zaman bırakıyordum. Özellikle bu zamanlarda evde daha fazla vakit geçirerek bol bol spor ve yemek yapıyordum. Evet yanlış duymadınız yemek 🙂

Çalışmıyor olmama keyifli yönünden bakmaya çalışarak Münih’te yaz mevsiminin tadını çıkardım.

Lise yıllarımda başlayan yemek yapma merakım yıllar ilerledikçe daha çok bir hobiye ve tutkuya dönüşmüştü. Her gün marketlerden pazarlardan bir şeyler alıp hem günlük alışveriş dilini pekiştiriyor hem de yeni tarifler deneyerek kendime meşgale çıkartıyordum. Tabi bu süreçten en çok keyif alan da akşam iş dönüşü eve geldiğinde çeşit çeşit yemekleri önünde bulan Fatma oluyordu 🙂 Çok yakın bir arkadaşımın kurumsal hayatın çıkmazından çıkarak, radikal bir kararla Le Cordon Blue aşçılık okuluna başlamış olmasının da yemek sevdamın ayrı bir boyuta geçmesine faydası oldu diyebilirim. Merak edenler @nilucooks hesabından kendisini ve harika tariflerini takip edebilirler.

almanya'da hayat

Yemek yapmayı sevdiğim için hem alışverişe daha çok vakit ayırarak hem de farklı tarifler deneyerek kendimi (ve çevremi) mutlu ettim.

Fakat tek başına alışveriş diyalogları veya tenis antrenmanlarındaki kısıtlı konuşmalar benim için yeterli değildi. O yüzden daha fazla pratik yapmak ve Bavyera kültürünü yerinde deneyimleyebilmek için iki haftalığına bir çiftlikte Alman bir ailenin yanında kalmaya karar verdim. “Once in a lifetime experience” (hayatta bir kerelik deneyim) dediğim bu harika tecrübenin detaylarını ve niyetiniz varsa nasıl yapabileceğinizi Almanya’da Workaway Deneyimi yazı dizisinde anlattım.

İki haftalık çiftlik maceram bitip Münih’e geri döndüğümde hala tenis ve Almanca kursu dışında bir çevre edinememiştim henüz. Ben de günümüzde herkesin yaptığı gibi sosyal medya platformlarını kullanarak çevre edinmeye karar verdim. Tabii ki her türlü mecradan mesaj atarak kimseye yürümedim 🙂 Fatma’nın da seyahatlerinde kullandığı Couchsurfing adındaki uygulama sayesinde insanlar ile tanışmaya başladım. Bu uygulamanın içinde bulunan ‘Hangout’ seçeneği sayesinde bulunduğunuz şehirdeki oralı insanlarla veya o an orada bulunan gezginlerle buluşup, şehirde dolaşıp, bir şeyler içebiliyor yahut o an civarda bulunan festivallere birlikte gidebiliyorsunuz. Ben de hala görüştüğüm birisi Alman diğeri de Türk asıllı Alman olan en yakın iki arkadaşımı bu sayede edindim.

workaway deneyimi

Workaway ile Almanca pratiğine ek olarak Bavyera kültürünü tanıma imkanı buldum ve hep hayal ettiğim hayvanlarla iç içe olma deneyimini yaşadım.

Bunun dışında spor seven ve aktif olarak herhangi bir spor dalıyla uğraşan biriyseniz çevre edinmek konusunda daha şanslısınız diyebiliriz. Çünkü birlikte spor yapmak üzerine kurulmuş pek çok sosyal medya platformu mevcut. Bir diğer yakın arkadaşımı da Facebook’taki bir tenis sayfası sayesinde edindim. Bu sayfada kendiniz, daha doğrusu oyun seviyeniz hakkında kısa bilgiler vererek size uygun zaman ve mekan seçeneklerini paylaşıyorsunuz. Sizinle seviye/mekan/zaman bakımlarından benzer durumdaki insanlar size mesaj atarak oynamaya davet ediyor, yahut siz davet ediyorsunuz. Anlaşıp oynamaya başladıktan sonra arkadaşlık ilişkinizin nasıl gelişeceği size kalmış. Bizim Mark’la bir seneyi geçen seviyeli bir arkadaşlığımız var 🙂 Yine benzer şekilde voleybola olan ilgim sayesinde onu da denemiş ve bir kulübün antrenmanlarına 3 hafta katılmıştım. Fakat maalesef o 3 hafta ölü bir yatırım olmuş, hem çok keyif almamış hem de aynı frekansta kimseyle tanışamamıştım. Sizler de ilginiz olan futbol, basketbol, tırmanış, yürüyüş, koşu, bisiklet ve daha pek çok spor dalı için bu yöntemi deneyebilirsiniz. Bazen güzel oluyor bazense olmuyor, hepsini tecrübe olarak görüp moral bozmadan devam etmek lazım.

almanya'da hayat

Almanlar spor yapmayı çok sevdiklerinden spora dayalı arkadaşlıklar kurmak mümkün oluyor.

Etkinlik platformları olan Meet Up veya InterNations gibi siteler ile etkinlik gruplarına dahil olabilir, bu grupların düzenlediği aktivitelere katılarak pek çok insanla tanışabilirsiniz. Bu grupların etkinliklerine de birkaç kez gitmiş ve buradan da birkaç kişiyle tanışmıştım ancak orada kurduğum arkadaşlıkların devamı olmamıştı. Sonuçta bu saydığım yöntemler mutlak doğru değil sadece bana ait tecrübelerdir; Google araması, Facebook grupları ve örneklerini verdiğim çeşitli web sitelerini karıştırmaya başlayınca sizler de ilgi alanlarınız, yaşadığınız yer ve elbette biraz şans faktörünün etkisiyle eminim kendinize uygun yöntemleri bulacaksınızdır. Tabii ki işe başlamanız durumunda iş ortamında da bir çevre edineceksiniz ancak burada yazılanlar benim geldiğim ilk sene henüz işe girmemişken hayata uyum sağlama ve çevre edinme tecrübelerimi aktarmaktadır.

Özetlemek gerekirse Almanya veya başka bir ülkede yeni bir hayat kurmak niyetindeyeniz çok temel 5 şeyi unutmamanızı tavsiye edeceğim:

  • En hızlı şekilde oranın dilini öğrenin: Düşünün ki Türkiye’de çalışırken ofisinize yurt dışından bir misafir/iş arkadaşınız geliyor ve sizinle, arkadaşlarınızla çat pat da olsa Türkçe konuşuyor. Kendinizi nasıl hissedersiniz? O arkadaşınız ya da misafir hakkında ne düşünürsünüz? Aksanı veya eksik dil bilgisi ile dalga mı geçersiniz yoksa “çabasına sağlık” diyerek ona saygı mı duyarsınız? İşte en çok da bu sebepten gittiğiniz yerin dilini öğrenmelisiniz. Yerleştiğiniz ülkeye saygı duyduğunuz için, onların da size saygı duymasını sağlayabilmek için ve tabii ki hayatınızı daha kolay hale getirebilmek için.
couchsurfing nedir

Couchsurfing uygulamasından tanıştığım arkadaşlarımla Oktoberfest maceramız

  • Rutinleriniz olsun: Özellikle eş durumundan gelip henüz iş bulamayanlar için bu kısım daha kritik sanırım. Evde boş oturmanız size ve eşinize problemden başka bir şey getirmeyecektir. Mümkünse bir part time işe girin. Olmuyorsa spora veya başka bir hobi kursuna gidin. Sabah erken uyanıp 09:00-18:00 full time gününüzü planlayın ve doldurun.
  • Çevre edinin: Kuracağınız ilişkiler, arkadaşlıklar %90 ihtimalle geride bıraktığınız en yakın arkadaşlarınızla olan seviyede olmayacaktır. Bunu kabul ederek başlayın. Kimse kollarını açmış sizin arkadaşlığınızı bekler durumda değil maalesef. Fakat denemekten vazgeçmeyin, kültür farklılıklarını kabul edin, bu farklılıklara saygı duyun ve mutlaka birkaç arkadaş edinin.
  • Kararınıza sahip çıkın: Unutmayın ki yurt dışına yerleşme kararını siz aldınız ve oraya siz gittiniz, kimse sizi zorla getirmedi. Eğer henüz karar aşamasındaysanız da bunu ailenizle ve eşinizle etraflıca konuşun. Eğer gittiğinizde işiniz olmayacaksa zorlu bir süreçten geçeceğinizi bilin ve buna hazır olun. İlişkinizin yıpranmasını istemiyorsanız birbirinize dürüst olun ve gündeminizdeki yolculuğa çıkmak istemiyorsanız eşinize bunu söyleyecek cesarete sahip olun. Özetle kararınızın arkasında durun ve yeni yaşamınızı kurmaya çalışın, Türkiye’de olsa şöyle olurdu böyle olurdu demeyin. Eğer çok şikayetçi ve mutsuzsanız da daha fazla kendinize/ilişkinize eziyet etmeden dönün. En azından denedik olmadı dersiniz, gurbet ellerde mutsuz bir hayat sürmekten iyidir.
almanya'daki hayat

Facebook’taki tenis gruplarından tanıştığım Mark’la düzenli tenis oynuyoruz, arkadaşlığımız ilerledikçe onun diğer arkadaşlarıyla da tanışıyorum.

  • Türklerden uzak durmalıyım tribine girmeyin: “Buraya kadar geldim, buralı insanlarla tanışmalı ve o şekilde bir çevre edinmeliyim” diye düşünmeniz çok normal. Fakat bu düşünceniz sizinle aynı hayat görüşüne sahip, sizinle benzer yollardan geçmiş bir memleketlinizle tanışmanıza ve onunla yakın bir arkadaşlık kurmanıza engel olmamalıdır. Hemşeri hemşeriyi gurbette öpermiş derler ama yine de kendi insanınıza karşı ön yargılı olmayın, üstelik birbirinizden çok şey öğrenirsiniz.

Almanya’ya geldiğimde kendi düzenimi kurup günlük hayatımı nasıl doldurduğumu, sevdiğim ve merak ettiğim şeylerle ilgilenerek sosyal hayatın içine nasıl dahil olduğumu bu yazıda aktarmaya çalıştım. Eminim ki “Neredeyse 1 yıl oldu, ben neden hala iş bulamıyorum? Herkes kariyerinde ilerlerken ben burada boş oturuyorum, zaten hiç arkadaşım da yok..” gibi bir psikolojiye girsem olaylar çok daha farklı ve olumsuz bir yönde gelişirdi, o yüzden süreci kendimce iyi yönettiğimi düşünüyorum. Bir sonraki yazıda ise Almanya’da çevre edinirken yaşadığım zorlukları, kültür farklılıklarını ve Türkiye’deki arkadaşlıkların araya giren mesafe sonrası nasıl devam ettiği ile ilgili tecrübelerimi anlatacağım.

Eşimin gözünden Almanya yazısının üçüncüsü olan Yeni Hayata Adapte Olmak yazısını beğendiyseniz sosyal medyada paylaşmayı, yeni yazılardan haberdar olmak için Hayat ve Seyahat’in aşağıdaki hesaplarını takip etmeyi unutmayın 🙂

Instagram: hayatveseyahat

Facebook: Hayat ve Seyahat

Twitter: hayatveseyahat

(141)

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir